Yedinci Nükte: “Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) anne babasının ve dedesi Abdülmuttalib’in imanları hakkında en sahih haber hangisidir?” sorusuna gayet mühim ve makul bir cevaptır.
Sekizinci Nükte: “Amcası Ebu Talib’in imanı hakkında en doğru hüküm nedir? Cennete girebilir mi?” sorusuna güzel bir cevaptır.
Yirmi Dokuzuncu Mektup
“Dokuz Kısım”dır. İçinde yirmi dokuz mühim nükte var. O dokuz kısım, büyük küçük on yedi risaledir.
Birinci Risale Olan Birinci Kısım
بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَاَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِمَالِكِ يَوْمِ الدِّينِإِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِي نُاِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَصِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ
غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
هُوَ الَّذِۤي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغٓاءَ تَاْوِيلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُۨولُو الْأَلْبَابِ
ayetlerinin bazı sırlarını “Dokuz Nükte” ile tefsir eder.
Birinci Nükte: Kur’an’a dairdir; “Kur’an’ın sırları bilinmiyor ve tefsirciler hakikatini anlamamışlar.” diyenlere karşı mühim bir cevaptır.
Dipnotlar
- “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi öyleyse deyiniz): Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız. Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.” (Fâtiha sûresi, 1/1-7)
- “Bu muazzam kitabı sana indiren O’dur. Onun ayetlerinin bir kısmı muhkem olup bunlar Kitab’ın esasıdır. Ayetlerin bir kısmı ise müteşabihtir. Kalblerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler, ‘Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir’ derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Âl-i İmran sûresi, 3/7)