İkincisi: “Şeytanların ve şerlerin yaratılması, var edilmesi şer değil mi? Çirkin değil mi? Cemîl-i Mutlak ve Rahîm-i ale’l-ıtlak’ın (hiçbir suretle kayıtlı olmayan mutlak Rahîm’in) rahmetinin güzelliği buna nasıl müsaade etmiş?” sorusuna kesin cevap veriyor.
Üçüncüsü: “Masum insanlara ve hayvanlara musibet ve belâları musallat etmek zulüm değil mi? Âdil-i Mutlak’ın adaleti buna nasıl müsaade ediyor?” sorusuna gayet ikna edici ve kesin bir tarzda cevap veriyor.
On Üçüncü Mektup
Ehl-i dünyanın ve siyasetçilerin bana zulüm ve baskıları karşısında susmamın, tahammülümün sebebini merak eden birçok kardeşimin çeşitli sorularına Eski Said lisanıyla ve Yeni Said’in kalbiyle verilmiş ibretli ve merak uyandıran bir cevaptır.
Esası şudur: Hâlık-ı Rahîm’in rahmeti yâr ise herkes yârdır, her yer yarar. Eğer O yâr değilse her şey kalbe bârdır, yani yüktür, herkes de düşmandır. Allah’a hamd olsun, rahmet-i ilahî yâr olduğu için ehl-i dünyanın bana ettikleri türlü zulmü çeşit çeşit rahmete çevirmiştir.
Serbestlik belgesi almak ve kanunsuz baskılardan kurtulmak için müracaat etmememin bir iki mühim sebebini bildirir.
Özü: Ben zalim insanların mahkûmu değilim; belki adil kaderin mahkûmuyum, ona müracaat ediyorum. Hem haksızlığı hak zannedenlere karşı hak dava etmek bir nevi haksızlık ve hakka karşı bir nevi hürmetsizliktir.
Hem bu mektup, dünya siyasetinden kaçınmamın sebebini mühim bir hakikatle anlatıyor.
On Dördüncü Mektup
Telif edilmemiştir.
On Beşinci Mektup
Altı Mühim Soruya Altı Mühim Cevaptır.
Birinci Soru: “Sahabiler velilerden büyük oldukları halde, sahabenin içindeki fitneyi çeviren bozguncuları neden velâyet nazarıyla keşfedemediler ve bu, dört raşit halifeden üçünün şehit olmasıyla neticelendi?” Bu soruya iki mühim makamla cevap veriliyor.