kulluğa daha fazla giriyorlar. Çokları o hallerin gizlenmesini ve kesilmesini istemiş ki amellerindeki ihlâs zedelenmesin. Evet, makbul bir insan hakkında en mühim ilahî ihsan, ihsanı ona hissettirmemektir, ta ki niyazdan naza ve şükürden övünmeye geçmesin.
İşte bu hakikattendir ki, velâyeti ve tarikatı isteyenler eğer velâyetin bazı sızıntıları olan zevk ve kerametleri isterse, onlara yönelmişse ve onlardan hoşlanırsa; bâki, uhrevî meyveleri fâni dünyada, fâni bir surette yemiş gibi olmakla beraber, velâyetin mayası olan ihlâsı kaybedip velâyetin kaçmasına yol açarlar.
Yedinci Telvih
Dört “nükte”dir.
Birinci Nükte: Şeriat doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, ehadiyet sırrı ve mutlak rubûbiyet noktasında ilahî hitabın neticesidir. Tarikat ve hakikatin en yüksek mertebeleri, şeriatın küçük kısımları hükmüne geçer; daima ona vesile, giriş ve hizmetkâr hükmündedirler. Neticeleri şeriatın kesin ve sağlam hükümleridir. Yani tarikat ve hakikat yolları, şeriat hakikatlerine yetişmek için vesile, hizmetkâr ve basamaklar hükmündedir. Git gide en yüksek mertebede, şeriatın özünde bulunan hakikatin mânâsına ve tarikat sırrına döner. O vakit, büyük şeriatın kısımları olurlar. Yoksa tasavvuf ehlinden bazılarının zannettiği gibi, şeriatı görünüşteki bir kabuk; hakikati de onun içi, neticesi ve gayesi olarak düşünmek doğru değildir. Evet, şeriat insan tabakalarına göre ayrı ayrı açığa çıkar. Şeriatın avam tabakaya görünen yüzünü onun hakikati zannedip havas tabakaya açılmış olan şeriat mertebesine “hakikat ve tarikat” demek yanlıştır. Şeriatın bütün tabakalara bakan mertebeleri var.
İşte bu sırdandır ki, tarikat ehli ve hakikat yolunda olanlar ileri gittikçe şeriat hakikatleri karşısında cezbeleri, şiddetli arzuları artıyor, ona daha fazla uyuyorlar. En küçük bir sünnet-i seniyyeyi en büyük maksat gibi görüp ona uymaya çalışıyor, onu taklit ediyorlar. Çünkü vahiy ilhamdan ne kadar yüksekse, vahyin meyvesi olan şeriat âdâbı da ilhamın neticesi olan tarikat âdâbından o derece yüksek ve mühimdir. Onun için tarikatın en mühim esası, sünnet-i seniyyeye uymaktır.
İkinci Nükte: Tarikat ve hakikatin vesilelikten çıkmaması gerekir. Eğer bizzat gaye hükmüne geçerlerse, o vakit şeriatın kesin ve sağlam