milli gurur sahiplerini ve havas tabakadan zalimlerin baskı ve zulmüne karşı hücum eden hürriyetçilerin fikir adamlarını ezmeye vasıta oldu. Dört yüz seneye yakın Batı’da ihtilâllerle insanlığın rahatını bozmaya, toplum hayatını yerle bir etmeye sebep sayıldı. Bu yüzden o mezhebe dinsizlik adına değil, Hıristiyanlığın bir diğer mezhebi adına hücum edildi. Ve avam tabakada ve felsefecilerde bir küskünlük, bir düşmanlık ortaya çıkmıştı ki mâlum tarihî hadise meydana geldi.
Halbuki Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) dininden ve İslam şeriatından hiçbir mazlumun, hiçbir fikir adamının şikâyet etmeye hakkı yoktur. Çünkü İslam onları küstürmüyor, himaye ediyor. İslam tarihi meydandadır. Müslümanlar arasında bir iki vakadan başka din sebebiyle iç savaş olmamış. Katolik mezhebi ise dört yüz sene iç ihtilâllere yol açmış.
Hem İslamiyet, havastan çok avam tabakanın sığınağı olmuştur. Zekâtı farz kılmak ve faizi yasaklamakla havas tabakayı avamın üstünde despot değil, bir yönden hizmetkâr yapıyor. خَيْرُ سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاس diyor.
Hem Kur’an-ı Hakîm lisanıyla; ، أَفَلَا, أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَأَفَلَا يَعْقِلُونَ يَتَدَبَّرُونَ gibi kutsî beyanlarla meseleyi akla havale ederek onu şahit gösteriyor, insanı ikaz ve hakikati araştırmaya sevk ediyor. Bununla ilim ehline ve akıl sahiplerine, din adına makam ve kıymet veriyor. Katolik mezhebi gibi aklı devre dışı bırakmıyor, düşünenleri susturmuyor, körü körüne taklit istemiyor.
Hakiki Hıristiyanlığın değil, fakat şimdiki Hıristiyan dininin esasıyla İslamiyet’in esası mühim bir noktada ayrıldığından, bahsedilen farklar gibi çok yönden ayrı ayrı gidiyorlar. O mühim nokta şudur:
Dipnotlar
- “Halkın efendisi, onlara hizmet edendir. (Memuriyet bir hizmetkârlıktır; hâkimiyet ve benlik için bir tahakküm vasıtası değil.)” el-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 6/334; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 10/187; ed-Deylemî, el-Müsned 2/324; el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 4/122.
- “İnsanların en hayırlısı, onlara faydalı olandır.” el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/472. Ayrıca bkz. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6/58; el-Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 6/117.
- “Hâlâ akıllanmazlar mı?” (Yâsîn sûresi, 36/68). Ayrıcaأَفَلَا تَعْقِلُونَ şeklinde muhatap kipiyle birçok yerde geçmektedir. Bkz. Bakara sûresi, 2/44, 76; Âl-i İmran sûresi, 3/65; En’âm sûresi, 6/32; A’râf sûresi; 7/169; Yûnus sûresi, 10/16; ...
- “Hiç düşünmüyor musunuz?” (En’âm sûresi, 6/50)
- “Kur’an’ı gereği gibi düşünmeyecekler mi?” (Nisâ sûresi, 4/82)