İçeriğe geç

timsaline tesir etmez. Mesela pis ve murdar bir şeyin aynadaki sureti ne pis ne de murdardır; yılanın aynadaki görüntüsü ısırmaz.

İşte şu sırdan dolayı, küfrü düşünmek küfür olmadığı gibi, çirkin sözleri hayal etmek de onları söylemiş olmak mânâsına gelmez. Bunlar bilhassa istemeden ve farazî bir şekilde hatıra gelirse tamamen zararsızdır. Hak yolundaki Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in mezhebinde bir şeyin şeriata göre çirkin veya pis olması, Allah’ın yasaklaması sebebiyledir. Madem iradesiz ve istemeden, farazî bir hatıra gelmedir, hayalî bir çağrışımdır; o halde yasak onu içine almaz. O ne kadar çirkin ve pis bir şeyin sureti de olsa, çirkin ve pis sayılmaz.

İkinci Mesele

Barla Yaylası, Tepelice’de çam, katran ve karakavak ağaçlarının bir meyvesidir. Sözler’de yazıldığı için buraya alınmamıştır.

Üçüncü Mesele

Şu iki mesele, Yirmi Beşinci Söz’ün, Kur’an’ın mucizeliği karşısında medeniyetin aczini gösteren misallerinden bir kısmını anlatır. Kur’an’a muhalif medenî hukukun ne kadar haksız olduğunu ispat eden binlerce örnekten ikisi:

فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ şeklindeki Kur’an hükmü, tam adalet olduğu gibi, merhametin ta kendisidir.

Evet, adalettir. Çünkü büyük çoğunluk itibarı ile bir erkek, bir kadın alır ve onun nafakasını taahhüt eder. Kadın ise bir kocaya gider, nafakasını ona yükler, böylece mirastaki noksanını telafi eder.

Hem merhamettir, çünkü o zayıf kadın, babasından şefkat ve kardeşinden merhamet görmeye çok muhtaçtır. Kur’an’ın hükmüne göre, babasından endişesiz bir şefkat görür. Babası ona, “servetimin yarısının ellere, yabancılara geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk” nazarıyla bakmaz, endişe etmez. O şefkate endişe ve öfke karışmaz.

Hem o kadın, kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, “ailemizin yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellere verecek bir rakip” gözüyle bakmaz; o merhamete ve himayeye bir kin, bir gücenme katmaz. Şu halde fıtratı gereği

55