İçeriğe geç

bir derece özür sebebi ve cahilce olan kabul etmemek değil; aksine, yokluğu kabul etmektir ve inkârdır. Mucizeleri ve eserleriyle kâinatın iftihar tablosu ve insanlığın şeref kaynağı olan Hazreti Muhammed’i (aleyhissalâtü vesselam) inkâr eden insan, elbette hiçbir şekilde hiçbir nura erişemez ve Allah’ı tanımaz…

Her neyse, şimdilik bu kadar yeter.

Altıncı Mesele

Üçüncü Olarak: Şeytanla münazara şeklindeki Birinci Bahis’te, şeytanın yoluna ait bazı tabirler, çok kaba ve çirkin düşmüş. “Hâşâ, hâşâ” kelimesiyle ve farz-ı muhal suretinde olduğunu bildiren kayıtlarla düzeltildiği halde, yine beni titretiyor. Sonra size gönderilen parçada bazı ufak düzeltmeler vardı. Nüshanızı ona bakarak tashih edebildiniz mi? Fikrinizi vekil tayin ediyorum, o tabirlerden lüzumsuz gördüklerinizi çıkartabilirsiniz.

Aziz kardeşim, o bahis çok mühimdir. Çünkü dinsizlerin üstadı şeytandır. Şeytan susturulmazsa, onun taklitçileri ikna olmaz. Kur’an-ı Hakîm, kâfirlerin kaba ve çirkin tabirlerini, reddetmek için zikrettiğinden bana bir cesaret verildi; bu şeytanî yolun bütün bütün çürüklüğünü göstermek maksadıyla, farz-ı muhal olarak, şeytanın taraftarlarının, gittikleri yolun gereği kabul etmeye mecbur kaldıkları ve ister istemez, mânen o yolun diliyle söyleyecekleri ahmakça ifadeleri titreyerek kullandım. Fakat böylece onları kuyu dibine sıkıştırıp meydanı Kur’an hesabına baştanbaşa zapt ettik, foyalarını meydana çıkardık.

Bu zafere şu temsille bak: Mesela başı göklere değen pek yüksek bir minare ve o minarenin altında, yerkürenin merkezine kadar kazılmış bir kuyu olduğunu farz edelim. Okuduğu ezan o memlekette bütün ahali tarafından işitilen bir zâtın, minarenin başından ta kuyunun dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu ispatlamak için iki topluluk münakaşa ediyor olsun.

Birinci kısım der ki: “O zât minarenin başındadır, kâinata ezan okuyor. Çünkü ezanını işitiyoruz; o canlıdır, yüce bir makama sahiptir. Gerçi herkes onu o yüksek yerde görmüyor, fakat herkes derecesine göre, onu bir makamda, bir basamakta görür ve bu sayede bilir ki, o zât yukarı çıkıyor ve nerede görünürse görünsün, yüksek bir makama sahiptir.”

430