Varlıklar, hayattaki vaziyetleriyle Cenâb-ı Hakk’ı çeşitli şekillerde tesbih ediyor ve O’nun isimlerinin gerektirdiği halleri gösteriyor. Mesela Rahîm ismi şefkat etmek ister, Rezzâk ismi rızık vermeyi gerektirir, Latîf ismi lütfetmeyi lâzım kılar ve bunun gibi, Allah’ın bütün isimlerinin bir gereği vardır. İşte her canlı, hayatı ve varlığıyla o isimlerin gerektirdiği vaziyetleri göstermekle beraber, uzuvları ve kabiliyetleri sayısınca, Sâni-i Hakîm’i tesbih ediyor.
Mesela, nasıl ki bir insan güzel meyveler yer. O meyveler midesinde dağılır, erir, görünüşte kaybolur. Fakat ağzından, midesinden başka, bütün beden hücrelerine, o faaliyet içinde bir lezzet ve zevk vermekle beraber, bedenin her tarafındaki uzuvları yaşatmak ve beslemek gibi pek çok hikmete vesile olur. O yiyecek, bitkilere ait varlık tabakasından insanlara ait olan hayat tabakasına çıkar.
Aynen öyle de, şu varlıklar yokluk perdesinde saklandıkları vakit, her birinden geriye pek çok tesbihat kalır. Bununla beraber, Cenâb-ı Hakk’ın pek çok isminin de nakışlarını ve gereklerini o isimlerin eline, yani bâki bir varlığa bırakır, öyle giderler. Acaba fâni, geçici bir varlıktan geriye bir mânâda bekâya mazhar binlerce varlık kalsa, “Ona yazık oldu!” veya “Faydasız gitti!” veyahut “Şu sevimli varlık neden gitti?” denir mi, şikâyet edilebilir mi? Belki onun hakkındaki rahmet, hikmet ve muhabbet öyle gerektiriyor ve öyle olması lâzımdır. Yoksa ona bir tek zarar gelmemesi için binlerce menfaati terk etmek gerekir ki, şu halde binlerce zarar edilmiş olur. Demek Rahîm, Hakîm ve Vedûd isimleri, varlıkların yok olup gitmesine ve dünyadan ayrılmasına zıt değildir; aksine, bunu gerektirir.
Beşinci İşaret
وَخَامِسًا: لِظُهُورِ الشُّؤُونَاتِ السُّبْحَانِيَّةِ وَالْمَشَاهِدِ الْعِلْمِيَّةِ cümlesi ifade ediyor ki: “Varlıklar –bilhassa canlılar– görünüşte yokluğa giderken geride pek çok bâki şey bırakır, öyle giderler...” İkinci Remiz’de söylendiği gibi, Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’un kutsiyetine ve hiçbir şeye kesinlikle muhtaç olmayışına yakışır bir tarzda ve O’na lâyık bir surette; rubûbiyetinin icraatında sonsuz bir muhabbet, şefkat, iftihar, –tabir caizse– mukaddes, sınırsız bir memnuniyet ve sevinç, –tabirde hata olmasın– hadsiz, mukaddes bir lezzet ve bütün noksanlıklardan uzak bir ferahlık bulunur