İçeriğe geç

Mutlak, her türlü noksandan münezzeh ve mukaddestir. Vaat ettiğini yapmamak ya cehaletten ya da acizlikten kaynaklanır. Halbuki o Kadîr-i Mutlak’a, ilmi her şeyi kuşatan o Alîm Zât’a cehalet ve acz yakıştırmak akıl dışı olduğundan, O’nun sözünden dönmesi de imkânsızdır.

Hem başta âlemin iftihar tablosu Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) olmak üzere, bütün peygamberler, evliya, asfiya ve müminler sürekli o Rahîm ve Kerîm Zât’tan, vaat ettiği ebedî saadeti dileyip yalvarıyor, niyaz edip istiyorlar. Hem O’nun bütün güzel isimlerini vesile kılarak istiyorlar. Çünkü başta şefkati ve rahmeti, adaleti ve hikmeti; Rahman, Rahîm, Adil ve Hakîm isimleri, rubûbiyeti ve saltanatı, “Rab” ve “Allah” gibi pek çok güzel ismi ahiret dairesini ve ebedî saadeti gerektiriyor, lüzumlu kılıyor, onun bir hakikat olarak gerçekleşeceğine şahitlik ve işaret ediyor. Onuncu Söz’de ispatlandığı gibi, belki bütün varlıklar, bütün hakikatleriyle ahiret yurduna işarette bulunuyor.

Hem en büyük ferman olan Kur’an-ı Hakîm, binlerce apaçık ayetiyle ve dosdoğru, kesin delilleriyle o hakikati gösteriyor, öğretiyor.

Ve insanlığın iftihar kaynağı olan Habib-i Ekrem, binlerce açık mucizesine dayanarak, bütün hayatında, bütün kuvvetiyle o hakikati ders vermiş, ispatlamış, ilan etmiş, görmüş ve göstermiştir.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَيْهِ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ بِعَدَدِ أَنْفَاسِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فِي الْجَنَّةِ وَاحْشُرْنَا وَنَاشِرَهُ وَرُفَقَاءَهُ وَصَاحِبَهُ سَعِيدًا وَوَالِدِيْنَا وَإِخْوَانَنَا وَأَخَوَاتِنَا تَحْتَ لِوَائِه۪ وَارْزُقْنَا شَفَاعَتَهُ وَأَدْخِلْنَاا لْجَنَّةَ مَعَاٰ لِه۪ وَأَصْحَابِه۪ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَا لرَّاحِمِينَ،اٰ مِينَاٰ مِينَ

رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَاۤ إِنْ نَسِينآ أَوْ أَخْطَأْنَا

327