İçeriğe geç

derini, en sağlamı, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. Diğer varlık tabakaları, O’nun varlığına nispeten gayet zayıf bir gölge hükmündedir. Ve vücûbiyet derecesindeki o varlık o kadar derin, sabit ve hakikatli; mümkinâtın varlığı o kadar hafif ve zayıftır ki, Muhyiddin İbni Arabî gibi hakikati delilleriyle bilen birçok zât, diğer varlık tabakalarını vehim ve hayal derecesine indirmiş, لَا مَوْجُودَ إِلَّا هُوَ demişler. Yani, “Vücûd-u Vâcib’e nispeten başka şeylere var denilmemeli, onlar varlık unvanına lâyık değildir.” diye hükmetmişler.

İşte Vâcibü’l-Vücûd’un hem varlığı zorunlu hem kendinden olan kudretine, varlıkların sonradan yaratılmaları ve varlık âlemine sonradan çıkışları, elbette son derece kolay ve hafif gelir. Bütün ruhları o büyük haşirde diriltip sorgulamak O’nun için bir bahardaki, belki bir bahçedeki, hatta bir ağaçtaki yaprak, çiçek ve meyveleri haşir ve neşretmek kadar kolaydır.

İkinci Sır: Mahiyetinin her şeyden farklı ve kayıtlardan azade olmasının kolaylık sağlaması ise şu sebeptendir: Kâinatın Yaratıcısı, elbette onun cinsinden değildir. Mahiyeti hiçbir mahiyete benzemez. Öyleyse kâinat dairesindeki mâniler, kayıtlar O’nun önüne geçemez, icraatını sınırlayamaz. O, bütün kâinatı birden tasarrufu altında tutarak çekip çevirebilir. Eğer kâinatın yüzünde görünen tasarruflar ve fiiller kâinata atfedilse o kadar zorluğa ve karışıklığa sebebiyet verir ki, hiçbir intizam kalmayacağı gibi, hiçbir şey de varlığını sürdüremez, belki vücuda gelemez. Mesela, nasıl ki kemerli kubbelerdeki ustaca sanat taşlara havale edilse ve bir taburun kumandana ait idaresi askerlere bırakılsa onlar ya hiç var olmaz ya da çok zorluk ve karışıklık içinde, düzensiz bir hal alır. Fakat o kubbelerdeki taşlara şekil verme işi taş türünden olmayan bir ustaya verilse ve taburdaki askerlerin idaresi, kumandanlık rütbesindeki bir subaya havale edilse hem sanat hem de idare kolay olur. Çünkü taşlar ve askerler birbirini engeller; usta ve kumandan ise hiçbir mâni olmadan her noktaya bakar, taşlara şekil verir, askerleri idare eder.

İşte –وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰى– Vâcibü’l-Vücûd’un kutsî mahiyeti, varlığı da yokluğu da mümkün olan şeylerin mahiyetleri cinsinden değildir. Belki

323