İkincisi: Hakkı yaymak için peygamberlere uymakla vazifeliyiz. Kur’an-ı Hakîm’de, hak yoluna çağıranların إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ.. إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ diyerek insanlar karşısında istiğna gösterdikleri beyan ediliyor. Yâsîn sûresindeki, اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْئَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ayeti meselemiz hakkında çok mânidardır...
Üçüncüsü: Birinci Söz’de ifade edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Halbuki çoğunlukla ya veren gafildir; kendi adına verir, örtülü bir şekilde minnet bekler ya da alan gafildir; nimetlerin gerçek sahibi Cenâb-ı Hakk’a ait şükrü ve övgüyü görünüşteki sebeplere yöneltir, hata eder.
Dördüncüsü: Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve servettir ki, hiçbir şeyle değişilmez. İnsanlardan mal kabul edip o tükenmez hazine ve defineleri kapatmak istemem. Rezzâk-ı Zülcelâl’e yüz binlerce şükrediyorum ki, küçüklüğümden beri beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur bırakmadı. O’nun keremine dayanarak ömrümün kalanını da o kaideyle geçirmeyi rahmetinden niyaz ediyorum.
Beşincisi: Bir iki senedir çok işaret ve tecrübeyle şu kesin kanaate vardım ki; başkalarının malını, bilhassa zenginlerin ve memurların hediyelerini almaya izinli değilim. Bazıları bana dokunuyor, belki dokunduruluyor, yedirilmiyor, bazen zararlı bir hale çevriliyor. Demek, başkasının malını almamam için manevî bir emir ve yasak var.
Hem bende bir münzevilik, sıkılganlık var; herkesi her vakit kabul edemiyorum. Halkın hediyesini almak, hatırlarını kırmayıp istemediğim vakitlerde onları kabul etmemi gerektiriyor, bu da hoşuma gitmiyor.
Hem yapmacıklık ve dalkavukluktan kurtaran bir parça kuru ekmek ve yüz yamalı bir elbise, bana daha hoş geliyor. Başkalarının en tatlı baklavasını yemek, en süslü elbisesini giymek ve onların hatırını saymaya mecbur olmak bana sevimsiz görünüyor.
Altıncısı: İstiğna sebeplerinin en mühimidir. Mezhebimizce en muteber âlimlerden İbni Hacer diyor ki: “Salih olduğun düşüncesiyle sana verilen bir şeyi kabul etmen, eğer salih değilsen haramdır.”
Dipnotlar
- “Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir.” (Yûnus sûresi, 10/72; Hûd sûresi, 11/29, 51; …)
- “Sizden bir ücret istemeyen, hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun.” (Yâsîn sûresi, 36/21)
- Bkz. İbni Hacer el-Heytemî, Tuhfetü’l-Muhtâc bi Şerhi’l-Minhâc 1/178.