Yaya gidilse yedi gün uzaklıkta bulunan Hafız Ali (rahmetullâhi aleyh), manevî telefonuyla işitiyor gibi aynı vakitte bana şöyle yazıyordu: “Evet Üstadım, Risale-i Nur’un bir kerametidir ki, ata et, aslana ot atmaz. Belki ata ot, aslana et atar ki, o aslan hocaya İhlâs Risalesi’ni verdi.” Yedi gün sonra bu mektubu aldık, hesap ettik; ben dağda bağırırken, o da bu garip sözleri mektubunda yazıyormuş.
İşte Nur’un böyle bir manevî kahramanının vefatı, gizli münafıkların aleyhimizde hilelerle bizi cezalandırmaya çalışması ve zehirlenmemden dolayı beni de resmî emirle mecburen hastaneye götürebilecekleri endişesi bizi sıkarken, birden yine Allah’ın inayeti imdada yetişti. Mübarek kardeşlerimin hâlis dualarıyla zehrin tehlikesi geçti. Ve o merhum şehidin, kuvvetli emarelerle kabrinde Nurlarla meşgul olması, sual meleklerine Nurlarla cevap vermesi, Nurlara onun yerine ve onun sistemiyle çalışacak Denizli Kahramanı Hasan Feyzi (rahmetullâhi aleyh) ve arkadaşlarının perde altında tesirli hizmetleri, düşmanlarımızın da mahpusların birden Nurlarla ıslah olmaları sebebiyle hapisten çıkmamızı desteklemesi, Nur talebelerinin o sıkıntılı çilehaneyi Ashâb-ı Kehf gibi eski zamanda riyazet yapanların mağaralarına çevirmesi ve gönül ferahlığıyla Nurları neşre ve yazmaya gayretleri, Rabbimizin inayetinin imdadımıza yetiştiğini ispat etti.
Hem kalbime geldi ki: Madem İmam-ı Âzam gibi büyük müçtehitler hapis sıkıntısını çekmiş ve İmam Ahmed İbni Hanbel gibi çok büyük bir mücahide Kur’an’ın bir tek meselesi için hapiste çok azap verilmiş, o ise şikâyet etmeden, tam bir sabırla dayanıp o meselelerde susmamış. Hem birçok imam ve büyük âlim, sizlerden çok daha fazla sıkıntı çektikleri halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler Kur’an’ın birçok hakikati için pek büyük sevap ve kazanç elde etmenize karşılık pek az zahmet çektiğiniz için binlerce şükretmek borcunuzdur.
Evet, insanların zulmü içinde Cenâb-ı Hakk’ın inayetinin bir cilvesini kısaca beyan edeceğim:
Ben yirmi yaşındayken tekrar tekrar derdim ki: “Eskiden mağaralara çekilerek dünyayı terk edenler gibi ömrümün sonunda ben de bir mağaraya, bir dağa çekilip toplum hayatından çıkacağım.” Yine Birinci Dünya Savaşı’nda kuzeydoğudaki esaretimde şuna karar