İçeriğe geç

insana sonsuz inayet ve kıymet vermesiyle mümkün olabilir, diye düşündüm. Sonra bu iki noktada, yani böyle bir kudretin faaliyeti ve görünüşte önemsiz olan insanın hakiki kıymeti hakkında imanın açığa çıkmasını sağlayacak ve kalbi tatmin edecek bir izah aradım. Yine o ayete müracaat ettim. “حَسْبُنَا daki نَا’ya dikkat et, seninle beraber hal diliyle ve sözle kimler حَسْبُنَا diyor, dinle!” diye emretti.

Birden baktım ki, sayısız kuşlar ve birer kuşçuk olan sinekler, hadsiz hayvanlar, bitkiler ve ağaçlar da benim gibi hal diliyle حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ayetinin mânâsını söylüyor ve herkesin hatırına getiriyorlar. Hayatları için gereken her şeye kefil olan öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve temel maddeleri bir olan yumurtaları, birbirinin misli gibi damlaları, birbirinin aynı gibi tohumları, birbirine benzeyen çekirdekleri, kuşların, hayvanların ve bitkilerin yüz bin türünü ve ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, birbirine karıştırmadan, süslü, ölçülü, intizamlı, birbirinden farklı bir şekilde, gözümüzün önünde, bilhassa her baharda kolayca, gayet geniş bir dairede, bolca yaratır. Bunu yapan bir kudretin büyüklüğünün ve haşmetinin yanında, her şeyin beraberce, iç içe, benzer şekilde ve kendi içinde tek bir tarzda yapılması, bize O’nun birliğini ve ehadiyetini gösterir. Ayet, böyle sayısız mucize ortaya koyan bir rubûbiyet fiiline, bir yaratıcılık tasarrufuna müdahalenin ve ortaklığın mümkün olmadığını bildirir, diye anladım. Her mümin gibi benim şahsiyetimi ve insanî mahiyetimi anlamak isteyenler ve benim gibi olmayı arzu edenler, حَسْبُنَا’daki نَا çoğul zamirinde bulunan “ben”in, yani nefsimin tefsirine baksınlar. Önemsiz, küçük ve fakir görünen varlığım –her müminin varlığı gibi– neymiş, hayat neymiş, insanlık neymiş, İslamiyet neymiş, hakikati delilleriyle bilerek elde edilen iman neymiş, Allah’ı bilmek neymiş, sevmek nasıl olmalıymış; anlasın ve derslerini alsınlar!

Dördüncü Mertebe

Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan arızalar, bir gaflet anıma rastlayınca, şiddetle alâkadar ve tutkun olduğum varlığım ve bütün varlıklar hakkında, “Yokluğa gidiyorlar.” diye elemli bir endişe hissettim. Yine Ayet-i Hasbiye’ye müracaat ettim. Dedi ki: “Mânâma dikkat et ve iman dürbünüyle bak!”

352