İçeriğe geç

yeryüzünde merhamet isteyen canlıların imdadına daima rahmetini gönderen, her sene baharı sayısız nimeti ve hediyesiyle doldurup rızka muhtaç olan bizlere gaybdan yetiştiren ve rahmetinin cilvesini zaaf ve aczin derecesi ölçüsünde gösteren bir Hâlık-ı Rahîm’in rahmeti, şu ihtiyarlığımızda bizim için en büyük ümit ve en kuvvetli ışıktır. Bu rahmeti bulmak, iman ile o Rahman’a bağlanıp farz ibadetleri yerine getirerek O’na itaat etmekle mümkündür.

Üçüncü Ümit

Gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım bir vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına doğru bir yokuştan iner gibi koşarak gidiyordu. Niyazî-i Mısrî’nin,

Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,

Can yatar gafil, binası oldu vîran bîhaber...

dediği gibi, ruhumun evi olan bedenim, her gün bir taşı düştüğünden yıpranıyordu. Beni dünyaya kuvvetli bir şekilde bağlayan ümitlerim, emellerim sönmeye başlamıştı. Sayısız dostumdan ve sevdiklerimden ayrılık zamanının yaklaştığını hissettim. O manevî, çok derin ve devasız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyazî-i Mısrî gibi dedim ki:

Dil bekâsı, Hak fenâsı istedi mülk-i tenim,

Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber

O vakit birden Allah’ın merhametinin lisanı, misali, timsali, ilancısı, temsilcisi Şanlı Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) nuru, şefaati ve insanlığa getirdiği hidayet hediyesi, dermansız, kapanmaz zannettiğim o yaraya güzel bir merhem ve ilaç oldu. Kapkaranlık ümitsizliğimi nurlu bir ümide çevirdi.

Evet, ey benim gibi ihtiyarlığını hisseden muhterem ihtiyar kardeşler ve hanımlar! Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok.

313