İçeriğe geç

Hüzün menzilim olan o dereden ve hüzün veren o halden Barla’ya döndüm. Baktım ki, bana ilmihâle dair, abdest ve namaz hakkında birkaç meseleyi sormak için Kuleönlü Mustafa adında bir genç gelmiş. O zaman misafir kabul etmediğim halde, onun ruhundaki ihlâsı ve ileride Risale-i Nur’a yapacağı kıymetli hizmeti, ruhum âdeta hiss-i kable’l-vukû ile okudu. Onu geri çevirmedim, kabul ettim. Sonra anlaşıldı ki, Risale-i Nur hizmetinde, benden sonra hayrülhalef olarak hakiki bir varislik vazifesini tam yapacak Abdurrahman yerine Cenâb-ı Hak, Mustafa’yı bir misal suretinde göndermiş, “Senden bir Abdurrahman aldım, karşılığında o dinî vazifede sana bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman’ı hem talebe hem yeğen hem manevî evlat hem kardeş hem fedakâr birer arkadaş olarak vereceğim.” demiş.

Evet, –Allah’a hamdolsun– bana otuz Abdurrahman verdi. O vakit şöyle dedim: Ey ağlayan kalbim! Madem bu misali gördün ve o, manevî yaralarının en mühimini tedavi etti; seni üzen diğer bütün yaraları da iyileştireceğine inanmalısın.

İşte, ey benim gibi, ihtiyarlığında çok sevdiği evladını veya akrabasını kaybeden, ihtiyarlığın ağır yüküyle beraber ayrılıktan gelen ağır gamları da çeken ihtiyar kardeşler ve hanımlar! Benim halim

341