İçeriğe geç

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Evet, bu ayet şunu bildirdi: Madem Cenâb-ı Hak var, O her şeye bedeldir. Madem Bâki’dir, elbette O kâfidir. İnayetinin bir tek cilvesi bütün dünyanın yerini tutar. Ve nurunun bir tecellisi, zikredilen üç büyük cenazeye manevî hayat verir; onların cenazeler olmadığını, belki vazifelerini bitirip başka âlemlere gittiklerini gösterir. Üçüncü Lem’a’da bu sırrın izahı geçtiğinden onunla yetinerek burada yalnız derim ki: كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ayetinin mealini bildiren, iki defa يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي.. يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي cümlesi beni, o gayet elemli ve hüzünlü vaziyetten kurtardı.

Birinci defa يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي dediğimde, dünyanın ve dünyadaki Abdurrahman gibi alâka duyduğum sayısız dostumun geçip gitmesinden, onlarla bağlarımın kopmasından açılan sayısız manevî yara içinde âdeta cerrahî bir tedavi başladı.

İkinci يَا بَاقِي أَنْتَ الْبَاقِي cümlesi; bütün o manevî yaralara hem merhem hem derman oldu. Yani, “Sen Bâki’sin; giden gitsin, Sen yetersin. Madem Sen Bâki’sin, yok olup giden her şeye karşılık rahmetinin bir cilvesi kâfidir. Madem Sen varsın, Senin varlığına iman ile bağlılığını bilen ve İslamiyet sırrıyla o bağa göre hareket eden insan için her şey var. Fânilik, ölüm ve yokluk bir perde, bir tazelenmedir; ayrı ayrı menzillerde bir gezinti hükmündedir.” diye düşününce, o yakıcı, ayrılığı hatırlatan, hüzünlü, elemli, karanlık, dehşetli ruh hali; tamamen sevinçli, neşeli, lezzetli, nurlu, sevimli bir hale dönüştü. Dilim ve kalbim, belki hal lisanıyla vücudumun bütün zerreleri “Elhamdülillah!” dedi.

İşte o rahmet cilvesinin binlerce yönünden biri şudur:

340