İçeriğe geç

İşte bu müthiş hastalığın ilacı ihlâstır. Yani insan, hakperestliği nefsin esiri olmaya tercih etmekle, hakkın hatırını nefsinin ve benliğinin hatırından üstün tutmakla, إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ sırrına mazhar olup insanlardan gelen maddî ve manevî ücrete karşı gözü tok davranmakla, وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ sırrına ulaşıp hizmetinin insanlar tarafından kabul görmesinin, onlarda güzel tesir bırakmasının ve insanların alâkasını kazanmanın Cenâb-ı Hakk’ın takdiri ve ihsanı olduğunu, kendi vazifesi olan tebliğe dâhil bulunmadığını, ayrıca bunların gerekli de olmadığını, kendisinin bunlarla vazifelendirilmediğini bilmekle ihlâsa erişir. Yoksa ihlâsı kaçırır.

İkinci Sebep: Dalâlet yolundakilerin zilletindendir ittifakları, hidayet yolundakilerin izzetindendir ayrılıkları… Yani gaflet içinde sadece dünyayı gaye edinenler ve sapkınlık yolunda gidenler, hak ve hakikate dayanmadıkları için zayıf ve aşağıdır, bu sebeple yardım almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan dolayı başkasının yardımına ve başkasıyla ittifak etme fırsatına samimi bir şekilde yapışırlar. Yolları dalâlet olsa da birliklerini bozmazlar. Âdeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizce bir bağnazlık ve o münafıklıkta bir dayanışma içinde kalır, başarılı olurlar. Çünkü samimi ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâsla kim ne isterse Allah verir.

218