Her iki peygamber de kavim ve kabilelerinin ve diğer Allah düşmanlarının nice eza ve cefasına sabretmişlerdi ama onlardaki inat ve temerrüdün, her gün biraz daha arttığını ve bir türlü durmak bilmediğini görünce, her iki peygamber de, Allah’a (celle celâluhu) yukarıdaki âyetlerde anlatıldığı şekilde yalvarmışlardı. Celâlî tecellîlere istihkakı olan bu cemaatlerin başında, mâyeleri celâlî esintilerle yoğrulmuş bu iki büyük temsilci, kalanlara da zarar, ölenlere de zarar küfür babalarının helâklerini isteyerek, arkada kalacak küfürzede yetimlere, İslâmî vesâyet hazırlama mülâhazasıyla böyle bir duada bulunmuşlarsa, hayrı çok bir iş yapmışlar demektir. Onun için de Cenâb-ı Hak, ezelde verdiği “kahır” hükmünü “lâ yezâl”de infaz buyurarak takdir ve istihkakla gebertilecek ölüleri peygamber dua ve dileği ile helâk etmiştir.
Nihayet Allah Resûlü, o güne kadarki genel tavrı, yüce ahlâkından kaynaklanan mülayemeti ve affediciliğiyle karar verdi ki, bu aynı zamanda Hz. Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) düşüncesi istikametinde karar verme demekti. “Bunları öldürmeyelim. İslâm’la tanışsınlar ve hakikî hayata kavuşsunlar.” diye karar verilmişti.
Şimdi; hâdisenin gerisini bizzat Hz. Ömer’den (radıyallâhu anh) dinleyelim: “Karar verildi. Ben bir iş için oradan ayrılmıştım. Ertesi gün geldiğimde bir de ne göreyim, Resûlullah ve Ebû Bekir hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar. Sordum: ‘Niçin ağlıyorsunuz?’ Cevap verecek halleri yoktu. Durmadan ağlıyorlardı. Israr ettim: ‘Söyleyin ben de ağlayayım.’ dedim.” Ve bana Enfâl sûresinin 67, 68 ve 69. âyetlerini okudu.