İçeriğe geç

Bizim, menba suyu dururken, içtihatlarımızla, o ölçüde pâk veya sterilize edilmemiş bir suya karşı ikaz edilmemiz gibi… Evet nebiler, kevser dururken zemzem içmenin hatalı olduğu ikazını alabilirler. Biz, ayağımız kayıp da gayyaya yuvarlanırsak –Allah korusun!– itap görürüz. Onlar ise, aynı itabı, semalarda yüzerken yer değiştirmeden ötürü bile alabilirler. Onun için, kat’iyen bir nebiyi, bizim dünyamıza göre değerlendirip, hakkında hüküm vermemiz doğru değildir. Onlar ki saraya alınmış, huzurla müşerref olmuş insanlardır. Dışarıda kalmış, bahçe kapısına dahi yanaşamamış insanlarla nasıl bir olur ve nasıl aynı terazide tartılabilirler? Dışarıdakinin tebessümü bile sadakadır. Huzurdakinin tebessümü ise isâet olabilir. Evet ölçü ve kıstaslar tamamen farklıdır. Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerim’de Efendimiz’e yöneltilen ikazları da, bu açıdan değerlendirmek icap eder.

Nelerdir bu ikazlar? Ve Efendimiz bu gibi ikazlara niçin muhatap alınmıştır? Şimdi, sırasıyla bu hususlara temas edip ve ikaz gibi görülen bu türlü hitapların alt yüzündeki iltifatı ve günah gibi görünen ameldeki sevap ve fazileti beraber mütalâa etmeye çalışalım. Sonunda da, O’na: “İffet ve ismette de senin eşin ve menendin yoktur.” deyip, bir de ismet açısından nübüvvetini ilan edelim.

cb. Kur’ân’da Efendimiz’e Yapılan İkazlar ve Onların Perde Arkası

Bedir Esirleri

Bedir esirleri münasebetiyle nazil olan şu âyet, Efendimiz için bir ikaz gibi görünür. Âyet şöyle demektedir:

مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُۤ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الْأَرْضِ تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ يُرِيدُ الْاٰخِرَةَ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ۝لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فِيمَۤا أَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ۝فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللّٰهَ إِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
513