İçeriğe geç

Bugüne kadar insanlar, âdil ve hakperest oldukları nispette geleceklerini teminat altına almış, zıll-i zalîl-i ilâhî’de hayat ve hâkimiyetlerini devam ettirmiş, cânib-i ilâhî’den hep iltifatlar almış ve teveccühler görmüşlerdir; aksine, adaleti suistimal edip haknâşinas davrandıklarında da sürekli tokatlanmış, te’dip görmüş ve yalnızlığa itilmişlerdir.. hâl-i âlem buna en büyük şâhittir: Dün Müslümanlar hakkı çiğnedi, adalet ve istikamet duygusunu yitirdi, bugün de Allah onlara zalimleri musallat etti ve hepsini cezalandırdı. Haksızlığı irtikâp eden onlardı, cezalandırılanlar da onlar oldu. “Şu bir gerçek ki, zerre kadar dahi olsa Allah kullarına zulmetmez.”10 Zulmeden, kulların kendileridir. Kur’ân-ı Kerim, onlarca âyetinde “Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”11 diyerek haddini bilmezliğin ve haksızlığın gerçek adresini gösterir ve her çağdaki muhataplarını teyakkuza çağırır. Onun sık sık, “Kendilerine verilen öğütleri kulak ardı edip unutunca, içlerinden, onları kötülüklerden alıkoymaya çalışanları kurtardık, zulmedenleri de, fıskı itiyat hâline getirdiklerinden dolayı derdest edip yoksulluk azâbıyla kıvrandırdık.”12“Kasem olsun ki, Biz sizden evvelki nesilleri, kendilerine apaçık âyetlerle nebîler gelmesine rağmen zulümde ısrar ettiklerinden ötürü, iman etme ihtimali kalmadığı için helâk edivermiştik.”13 ve “Biz zulme gömülmüş nice kentleri kırıp geçirdik de, sonra onların yerine başka milletler yarattık.”14 gibi âyetlerle bu tür tarihî tekerrürler devr-i dâimlerini hatırlatması hep bu mülâhaza itibarıyladır.

254