İçeriğe geç

İslâm, adaleti fırsat eşitliği, hayatın yüce hedefleriyle mütenakız düşmeme kayd u şartıyla kabiliyetlerin serbest bırakılması, herkesin sa’y u gayrete imrendirilmesi, bütün bunların yanında sa’y ve sermaye mücadelesine de meydan verilmeyerek toplumun değişik kesimleri arasında yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma düşüncesinin geliştirilmesi şeklinde anlar. Aksine onu, mutlak müsâvât ve sınıfsızlık şeklinde ele almayı adaletin alanını daraltma ve bir mânâda ekonomiyi de darbeleme sayar.

Ayrıca İslâm, ekonomik refah ve maddî mutluluğun yanında daha başka değerlerden de söz eder ve hakikî adaletin bu değerlerin bütününe saygıyla gerçekleşebileceğini ileri sürer. Ona göre fıtratla çelişen, farklı kabiliyetlerin varlığını görmezlikten gelen, yüksek istidatların sa’ye şevklerini kırarak onları verimsizleştiren, dahası onları zayıf, çelimsiz ve beceriksiz iradelerle bir tutan kaba riyazî müsâvât anlayışına da şiddetle karşı çıkar.

Aslında biz bugün, bir kısım farklı kabiliyetlerin varlığını, bazı yüksek irade ve kararlı ruhların mevcudiyetini, sonra bu kabil kimselerin bugünkü faaliyetleriyle yarınlarını imar etme peşinde olduklarını görmezlikten gelsek de, zaman o yanıltmayan yorumlarıyla bir gün mutlaka fetvalarını ortaya koyacaktır; ihtimal o gün bize de mahcup olmak düşecektir. Bu husus mutlaka gerçekleşecektir ve böyle bir duruma maruz kalmayı da ne çağın o demode diyalektiği önleyebilecektir ne de İslâm düşmanlığı adına sık sık başvurulan demagojiler.

261