İçeriğe geç

İslâm, birbirinden farklı, birbirine ters ve bağrında bir hayli de çatışma unsuru bulunduran bütün bu ifratlara ve tefritlere karşı –sırrı onu gönderene ait– bir denge ve adalet mesajıyla geldi; geldi ve teâruzları, tenâkuzları bertaraf ederek kendi evrensel âhengini tesis etti. Bu, bir mânâda o güne kadar devam edegelen aşırılıklara bağlı çatışmaların da sona ermesi demekti. Evet bu yeni din, bütün maddî-mânevî güçleri, dünya ve ukbâ hakikatini, fizik ve metafizikle alâkalı gerçekleri bir vâhidin değişik yüzleri ve derinlikleri gibi görüyor; kâinat, insan ve hayatı doğru okuma üzerinde ısrarla duruyor ve her hususta insanlığa bir tevhid mesajı sunuyordu.

İslâm’ın temel kaynağı olan Kur’ân bir taraftan “Bütün mülk elinde bulunan Allah’ın şanı ne yüce, hayrı, bereketi de ne sınırsızdır.. ve O her şeye kâdirdir.”16

“Her şeyi yaratıp bir nizama bağlayan ve her nesneyi farklı farklı ölçülerde takdir buyuran da O’dur.”17

“O, yeryüzünde sabit dağları yerleştiren ve oraya bereketler ihsan eden, sonra da dört zaman parçası içinde her isteyenin isteğine denk rızkını tayin ve takdir buyurandır.”18

“O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin istifadeniz için yaratmıştır.”19 gibi pek çok âyetiyle bizi fizik âlemi ve onun içine serpiştirilen ilâhî nimetler arasında dolaştırarak şükür ve minnet hislerimizi şahlandırıp icraât-ı sübhâniyesini temâşâya davet etmenin yanında; “Andolsun ki insanoğlunu Biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını (veya vesvese verdiğini) de Biz biliriz.”20

“Rabbin şöyle buyurdu: Bana dua edin ki, Ben de kabul edeyim.”21

“Şüphesiz sizin Allah karşısında en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır.”22

258