Bu meseleyi biraz daha ileri götürerek şunu ifade etmekte yarar var. Bazı memleketlerde bir sene içinde hayat hakkını ve hürriyetini kaybeden insanların sayısı, geçmiş bin senelik bir devredeki esirlerden daha çoktur. Bu insanlar bin senelik esirlerin gördüğü gadir ve zulümden çok daha fazla gadre uğramaktadırlar. Çağın firavunlarının yönettiği bu memleketlerin birinde, geçen senelerde yetmiş bin tane çiçeği burnunda civanmert delikanlı, sokaklarda kan-irin deryası içinde boğuldu ve –hâşâ onları tenzîh ederim– âdeta leş hâline getirildi. Evet, günümüzde, geçmiş bütün devirlerde işlenen zulmün ve gadrin hepsi çok kısa bir sürede icra edilmiştir/edilmektedir. Kölelik ve cariyelik müesseselerine bu açıdan da bakmak gerekmektedir.
Bir de meseleye bütün bu mülâhazaların daha ötesinde enfüsî bir mânâda bakmak gerekir ki, insanın bir şahsa esir olması, haddizatında hevâ-i nefsine esir olmasından, pek çok günah işlemesinden, her gün şeytanın bir arzusuna uyup bin mezellete maruz kalmasından çok daha hafiftir. İnsanın bir adama kul olması, bin şeytana kul olmasından daha iyidir. Çünkü kölenin esir olduğu şahıs onun kulluk yapmasına mâni olmamaktadır. O, izzeti ile çalışmakta ve geçinmektedir. Korku, tama, şehvet, rüşvet ve riba gibi bin tane şeye esir olanlar, o kölelerden bin defa acınacak bir haledir. Keşke bu insanlar eski devirlerde yaşayıp boyunlarında pranga köle olsaydılar da ribanın, rüşvetin, makamın, tamânın, hırsın, hubb-u câhın ve şöhretin esiri olmasalardı… Zira bunlar daha utandırıcı bir esaret içindedirler.