İçeriğe geç
7. Bölüm

Hayatın gayesi ve şükür

Soru: Hayatın gayesi nedir ve şükrü nasıl eda edilir?

Üstad Hazretleri Lem’alar’da, kâinatın gayesinin hayat, hayatın gayesinin de şükür olduğunu ve bunun aksine, hayatın gayesini, “Rahatça yaşamak; gafletle lezzet peşinden koşmak ve heveskârâne nimetlenmektir.” şeklinde tarif edenlerin hayat hakikatine karşı küfrân-ı nimette bulunduklarını ifade eder.[1] Mektubat’ta da, hilkatin en yüksek gâyesi ve fıtratın en yüce neticesinin iman-ı billâh olduğunu belirtir. O, şöyle der: “Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır.. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki mârifetullah.. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o mârifetullah içindeki muhabbetullahtır.. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.”[2] Ayrıca burada, Üstad’ın daha farklı bir yaklaşımla, ruh meselesini anlatırken ifade buyurmuş olduğu şu formülü ifade etmenin de yerinde olacağını düşünüyorum: “Varlığın süzülmüş hulâsası hayat, hayatın süzülmüş hulâsası ruh, onun (ruhun) süzülmüş hulâsası da şuurdur.”[3] Üstad Hazretleri daha sonra buradan hareketle ruh mekanizması içerisinde önemli bir latife-i Rabbâniye olan vicdan mekanizması üzerinde durur. Bunun yanında o, değişik yerlerde daha başka makamları da nazara verir. Mesela, bir yerde iman-ı billâh, mârifetullah ve muhabbetullah hâl ve keyfiyetlerini anlatır ve bize ait kulluğun aksâmı plânında çok önemli olan hususları, bir yandan mebde, diğer yandan da netice ve gâye itibariyle ele alır ve âdeta bir sistemin farklı parçalarını bir bir tahlil eder.[4]

41