Bu hususta şunu söylemek de mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümfermâ olduğu bütün zamanlarda, bir şekilde eza ve cefa gördüğü iddia edilen ne kadar köle varsa –hiç mübalağa yapmadan söylüyorum– şu yirminci asırda, sadece bir senesi içinde, dünyanın çeşitli yerlerinde on kat insan on kat daha fazla mezellete maruz kalarak o eza ve cefayı görmektedir. Günümüzde küçük, muhalif bir düşüncesinden ötürü bütün hayat hakkından mahrum edilen öyle insanlar vardır ki, hiçbir köle o ölçüde hayat hakkından mahrum edilmemiştir. Aynı zamanda İslâm’da bir köle, köle olurken, efendisinin gözüne girerse daima ona hürriyete giden bir kapının açılması muhakkak ve mukadderdi ki, tarih bunun binlerce misaline şahitlik etmektedir. Hatta bir cariyenin, gözde olunca hemen kadınefendi oluverme ve hürriyetine kavuşma durumu söz konusuydu. Kendisi bu işte muvaffak olamamışsa, çok defa çocuğuyla kadınefendi olarak hürriyetine kavuşurdu. Fakat bunun yanında düşüncelerinden ötürü hayatının elli senesini zindanlarda geçiren kimseler vardır ki, bu asırdan başka bir çağda görmek mümkün değildir. Evet, (kölelik müessesesinin yaygınlığı ve sayısı açısından bakıldığında) yirminci asrın her senesinde, Emevi, Abbasi ve Osmanlı’nın hâkimiyet dönemlerinde olan esirlere denk gelecek bir kölelik ve mezellet söz konusudur. Ne acıdır ki, bunların çoğu da düşüncelerinden ötürü esir edilmiş insanlardır.