İçeriğe geç
5. Bölüm

Çok ağlayın, az gülün!

Soru: “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, çok ağlardınız, az gülerdiniz.”[1] hadisinin ifade ettiği mânâ, günümüz insanı için anlaşılmamış gibi gözükmektedir. Yani gülmeler ağlamaların yerini almıştır. Bu çerçeve içinde Müslümanların durum ayarlaması nasıl olabilir, açıklar mısınız?

Ebû Davud’un Sünen’i hariç Kütüb-i Sitte’de ve Müsned’de geçen bir hadiste Efendimiz Aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurur: “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz.” Aynı hadisin Tirmizî ve İbn Mâce’de geçen rivayetlerinde, sahabenin derciyle, “Evlerinizi, döşeklerinizi terk eder, dağ başlarına çıkar ve Allah’a iltica ederdiniz.” buyurmaktadır. Hadis-i şerifin Müslim’de nakledilen rivayetinin başında ise Efendimiz’in ashabtan kendisine ulaşan bir haber üzerine konuşma yaptığı, Cennet ile Cehennem’in kendisine arz edildiği, hayır ve şerde o gün gibisini görmediği de bildirilmektedir.

Evvelâ, şunu ifade etmek yerinde olur ki insan, bildiği, tanıdığı kadar Allah’tan korkar ve O’nun rahmetine ümitle bağlanır. Yine bildiği kadar içinde Cehennem endişesini taşır ve bildiği kadar Cennet’in iştiyakıyla kanatlanıp uçar gibi olur. Yani netice itibariyle her şey, insanın bildiği kadardır ve mârifet ufku itibariyledir.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), muhakkak ki bizim bildiğimizden çok başka şeyler de biliyordu. Bir kere O (aleyhissalâtü vesselâm), Allah’ı çok iyi biliyordu. Bundan dolayı O’ndan (celle celâluhu) bir itap gelecek diye âdeta ödü kopuyordu.[2] Kendisini bazı hususlarda ikaz eden âyât-ı beyyinat karşısında rengi ve benzi sararıp soluyordu.[3] O’nun bu hâlleri Rabbisini çok iyi bildiğinin emarelerinden başka bir şey değildi. Evet, Efendimiz işte bu kadar hassastı ve bu hassasiyetin beraberinde getirdiği mülâhazalar ile “Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlardınız, az gülerdiniz.” diyordu.

26