İkincisi, “Gayrimüslim bir ülkede doğan çocuk, gayrimüslim, Müslümanların yaşadığı coğrafyada doğanlar ise Müslüman oluyor.” deniliyor ki, esasen bu tamamen doğru değildir. Mesela, şimdi yabancı ülkelerde doğup Müslüman olan çok kimse olduğu gibi yabancı ülkelerde de bir hayli Müslüman olan vardır. Bir dönemde Arap yarımadasında doğanların İslâm’ın beşiği olmasından dolayı Müslüman olduğu aynı dönemde, İslâm’ın o zamana kadar hiç ulaşmadığı Orta Asya’da, atalarımız birdenbire büyük topluluklar hâlinde Müslüman olmuşlardı. Evet, bir dönemde göçebe Türkler Müslüman oluyor ve bir medeniyet kurmaya namzet hâle geliyorlardı. Bundan anlaşılıyor ki, neşet edilen yerin Müslüman olma veya olmamadaki tesiri mutlak ve kat’i değildir.
Bugün camileri, minareleri ve mektepleri ile Müslüman ülkelerde Müslümanların yanında yığın yığın kâfirin yaşadığı da bir gerçektir. Bu ülkelerde her gün temerrüt ederek din, diyanet ve mukaddesata saygısızlıkta bulunan, minaredeki ezana ve onu okuyan müezzine, babası bile olsa, küfreden bir sürü gözü dönmüş mülhit vardır. Demek ki, bir dini yaşama ve seçmede en önemli nokta insanın doğduğu yer değildir. Bugün İslâm ülkelerinde doğup sonra kâfir olan çok sayıda insan vardır. Yüzde doksan dokuzu Müslüman denilse bile İslâm ülkelerinde “Ben din kabul etmiyorum.” diyen bir sürü mülhit göstermek mümkündür. İnsanın inanç ve tavırlarında çevrenin bir tesiri olduğu doğrudur ama bu, sınırsız bir tesir demek değildir. Evet, biz biliyoruz ki, kişinin dinî durumu üzerinde çevrenin tesiri olsa bile bunun diğer müessirler arasında yeri küçüktür, tesiri de azdır.