Şimdi bu adalet tarifinden hareketle düşünelim: İnsanlar karşılık olarak Cenâb-ı Hakk’a ne vermişlerdir ki, kalkmış adaletsizlikten bahsedebiliyorlar. Allah, insanı mutlak yokluktan varlığa çıkarmıştır ki o, yokluktan çıkarılıp bir taş olsaydı bile bu yine büyük bir lütuftu. Allah onu cansız da bırakmamış, cemâdât mertebesinden canlılar mertebesine yükseltmiştir ki o, insan olmayıp bir ağaç da olabilirdi. Ama Allah lütfetti, onu hayatla şereflendirdi. Canlılar arasından seçip, akıl, şuur, iz’an ve idrak vererek insanlıkla taçlandırdı. Zira o, herhangi bir hayvan seviyesinde de kalabilirdi. Bunların her birisi birbirinden üstün nimetlerdir. Ne var ki, insan bu mertebeleri geçerken bunların karşılığı olarak Allah’a hiç de bir şey vermemiştir. Allah insanı âdeta her basamağında ayrı bir lütuf ve ihsanda bulunduğu bir minarenin başına çıkarmış gibi onu lütuflandırmış, yokluktan varlık âlemine, ondan canlı seviyesine ve daha ötesine yükseltmiştir. Şimdi bu suretle minarenin en yüksek basamağına çıkan bir insan kalkıp da Allah’a karşı “Niçin beni daha yukarıya çıkarmadı? Çıkarmadığı için adaletsizlik etti.” diyebilir mi.? Derse, büyük bir yanlışlık yapmış olmaz mı..? Binaenaleyh, hiçbir zaman “Allah adaletsizlik yaptı.” denmemelidir. Zira O, “Mâlikü’l-mülk”tür. Mülk sahibi ise mülkünde istediği gibi tasarrufta bulunur ve O’na kimse karışamaz. Çünkü insanda, insanın kendine ait hiçbir şeyi yoktur. Her şey Allah’tandır. O da mâliki bulunduğu şeylerde istediği gibi tasarrufta bulunabilir.