İçeriğe geç

Ayrıca meseleye tasavvufî bir buud kazandırılarak şükür, hâl ve makam açısından ele alınıp daha değişik yorumlar da getirilebilir. Bu mânâda ele alınan bir şükür çok ihâtalı bir hususiyet arz eder ki, bu aynı zamanda Risale-i Nur’da üzerinde durulan dört önemli esastan biri olarak hakikî kulluğun gayesi demektir.[5] Bu esaslardan ikisi (acz ve fakr), bizi diğer önemli iki esas olan şevk ü şükre ulaştırmak için birer basamak nevindendir. Bu esaslarla kalbteki nokta-i istinadı kavrama söz konusudur. Yani insan, vicdanında aczini hissedince bir güce dayanma lüzumu hisseder ve bu hisle hemen Allah’a dayanır ve O’na sığınır. Üstad Hazretleri, Mesnevî-i Nûriye’de bunlardan birine nokta-i istinat, diğerine de nokta-i istimdat demiştir.[6] Bu yaklaşımı daha önce seslendiren bir başka âlimin olduğunu hatırlamıyorum. Üstad, bu meseleyi açıklarken bunların insanı imana götüren önemli iki dil olduğunu ifade eder.[7]

İşte bize bu istinat ve isdimdat noktalarını hatırlatan husus bizim aczimiz ve fakrımızdır. Evet, insan bir mânâda aczini idrak ettiği ölçüde her şeyden elini ve eteğini çeker, sadece O’na yönelir. Seyr u sülûklarına devam edenler, inayetin sadece O’ndan geldiğini duydukları her yerde sürekli bu noktaya yönelirler ki bu, şükrün envâını câmi bir noktaya yönelme demektir.

43