İçeriğe geç

Hayatın gayesi ile alâkalı şu hususun da bilinmesinde fayda mülâhaza ediyorum. Allah (celle celâluhu) bize hayatı bahşetmiş, bu hayatı şuurla derinleştirmiş ve buutlaştırmış olduğuna göre bu bizim, zîşuur bir kanun-u emrîye mazhariyetimizi gösterir. Bu da, Allah tarafından bizde, kavrayabilen, değerlendiren, hükme varan bir muhakeme ve mantığın varlığı demektir. Öyleyse meseleye şöyle-böyle aklî yaklaşsak da burada, meknî, müphem, mutlak bir ubûdiyet esası çıkarmak mümkündür. Bununla beraber vazife-i ubûdiyetin Allah’a karşı şükür olduğu da bilinen bir gerçek ve o, bu şekliyle de hayatın gayesi sayılmaktadır.

Şükür, umumî mânâsı olan bir kelime. Klasik kitaplarda şükrün nevileri çerçevesinde kavlî, fiilî ve hâlî şekillerinin olduğu üzerinde durulmuştur. Vâkıa, bunlara fikrî şükürü eklemek de mümkündür. Evet, insanın kafasında sürekli olarak topyekûn varlık ve insanlığın mazhariyetlerini düşünmesi, bütün bunlar Cenâb-ı Hakk’ın nimetleri olması itibariyle fikrî birer şükürdür. Bunları, yer yer diline dolayıp tekrar etmesi kavlî şükür; diliyle söyleyip ibadet ü taatle mukabelede bulunması fiilî bir şükür ve bütün bu hususları sürekli vicdanında duyup yaşaması ve bu duyuşlarını tavırlarıyla ifade etmesi de hâlî bir şükürdür.

42