İçeriğe geç

Bu bir anlamda muhasebe sayılır. Bu durumumda ben kendimi asrımızda kendinden ders aldığım kâmetin arkasında yürüyen ve yer yer havlayan bir mahlûk gibi görürüm. İnsanımıza sahabe-i kiramı anlatırım. Hani bir kıtmir vardır ki şahları ve onların bağını, bostanını korur. Bir kıtmir de vardır ki, o da sahabîden en küçüğünün arkasında hav hav eder ve yanında bulunmayı şeref sayar. İşte ben, onların adından bahsederim ve onları tanıtmaya çalışırım. Samimi olduğumu söyleyemem. Bütün bütün samimiyetsizim de diyemem. Bunlardan biri fahir olur, diğeri de nankörlük. Beceriksizliğimi ve kusurlarımı Rabbim şimdiye kadar setrettiği, beni olduğum gibi size göstermediği için ben de size şerh etmek istemem. Burada “Yâ Settâr” deyip yürürüm, öbür âlemde de “Yâ Settâr” deyip aman dilerim. O da belki gafletlerimi ketmeder de beni bağışlar. Daha fazla sizi tasdi’ etmek istemiyorum. Onun için konuyu noktalamak istiyorum. Bu sözlerimde samimiyim ve ben kendime böyle bakıyorum. “Ah, şu cemaat, benim ne yavuz bir dilbaz olduğumu bilse, gelip beni dinlemez.” diyorum. Bu dediklerimin kaçta kaçını bazı arkadaşlarım da diyebilir bilemiyor, bilme diye bir vazifemin olduğunu da sanmıyorum.

İşte böyle düşünmekle ben aşağılık duygusu içinde değilim. Rabbimin boynu tasmalı bir kölesiyim. Sahabînin ayakları arasında hav hav diye bu işi kendine şeref sayan birisiyim. Biri elimden tutar da kaldırır götürür, “Yâ Resûlallah, bizden bahsetmişti.” derse, “Pekâlâ o da gelsin.” diyebileceğini intizar eden kalbi kırık, boynu bükük, O’na karşı serfürû etmiş bir insanım.

66