İçeriğe geç

Evet, bu arzu ve duygular ara sıra üzerimize üşüşen arılar gibi bizi rahatsız ediyorsa, hemen o duygulardan sıyrılıp çıkmaya çalışmalıyız ki bütün bütün kaybetmeyelim. Mesela diyelim ki, namaza samimiyetle durduk; “Allahu Ekber” diyerek nefsi boğazladık; fakat namazın rükünlerinden birinde, başkalarının görmesi isteği de karanlık bir şey gibi esip ruhumuzu sardı. Bunun üzerinde durmamalı, insan hemen içinden nedâmet duygularını harekete geçirmeli ve “Allah’ım! Sana sığınırım.” demelidir. Çünkü namaz, başka duyguların içine karışmasıyla bir ölçüde nuraniyetini kaybeder; evet, içine başka duyguların karıştığı namaz, sadece yatıp kalkma ve yorgunluktur. Namaz, onu Rabbimiz kendine izafe ettiği ve mirac dediği için bir kıymeti hâizdir.[5] İşte insan ancak bunu düşünerek ve zihnine üşüşen arıları bertaraf ederek namazlaşmış olacaktır.

Böyle ara sıra zihne gelen şeyler zarar da vermeyebilir. Günde beş defa Rabbinin huzuruna çıkarak kulluk yapan insanların bir riya ile sukût edeceğine de ihtimal verilemez. Aksine bunu düşünmek mü’min kardeşlerimiz hakkında suizan etmek demektir. Biz, onların hâllerini mümkün olduğu ölçüde iyiye hamleder; ağlıyorsa, yüreği yanıyor; sızlıyorsa, yüreğinde sızı var, diye hüsnüzanda bulunuruz. Zaten bunlar riya için yapılacak şeyler de değildirler.

Ben, bir de objektif olmayan bir durumu –kardeşlerime ders vermeye hakkım yok ama– ders olsun diye arz edeyim: Fakir, dualarımda çokça şunları istiyorum; “Allah’ım! Bana, marziyatına götüren bilgiyi ver.”, “Din-i Mübin-i İslâm’ı yaşamaya muvaffak kıl.”, “Ümmet-i Muhammed’e merhamet et.”, “Sevdiğin ve razı olduğun şeylerle şereflendir.”...

262