Şayet, Allah’ın hâricî âlemde görünmesi bir ise, hâricî âleme intikal etmeden ilim âleminde, lâhut âleminde görülmesi belki milyon milyon… dur. Allah bizi yaratmadan evvel de Kendisini biliyordu; yani ilmi Kendisine taalluk ediyordu. kudretinin o saha içinde belli bir şe’ni vardı. Ve ona göre Allah biliniyor ve O, Kendi Kendini biliyordu. Ama başka bir kitapta daha bilinmek için, Allah maddeden de bir kitap yarattı. Kudret ve iradesiyle atom parçalarını bir araya getirip terkipler yaptı. İşte insan, Cenâb-ı Hakk’ın görünmesine vesile olan aynalardan sadece böyle biridir. Bu daire-i imkânın hâricinde başka aynalarda Allah yine biliniyordu. O’nun, كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ “O, her gün (bî kem u keyf) ayrı bir şe’n ve hâldedir.” (Rahman sûresi, 55/29) vasfı için her hangi bir zaman söz konusu değildir. Şimdi biz, kalkmış, varlıkların sıraya dizilmesi sonucunda tuttuğumuz küçük yerimizle kendimizi tek ayna zannediyor ve “Biz olmadan önce Allah ne yapıyordu?” diyoruz.
Allah bu kâinatı, zamana ve mekâna bağlı şeyleri bizim anlayacağımız tarzda, zamanın içinde, daha doğrusu mekâna hareket vermek suretiyle izafi bir zamanda yarattığı andan itibaren kavrıyoruz. Varlık, bizim kavrama sahamıza zamanla giriyor; “ezeliyet”i ise tam ihata edemiyoruz. Edemiyoruz ama, sonradan meydana gelen her şeyle O’nun ezeliyetine intikal ediyoruz. Bütün bunlar Cenâb-ı Hakk’ın şuûnâtı ve icraatı karşısında çok cüz’i şeylerdir. Allah (celle celâluhu)’ın Zât’ına, şuûnâtına, esmâsına ve sıfâtlarına ait –tabiri caizse– meşgalesi ezeliyetiyle beraber devam etmektedir.
Esasen Allah, zaman ve mekânın ötesindedir. Biz zaman ve mekânla kayıtlı olduğumuzdan dolayı Allah’ın kâinatı yaratmadan önce ne yaptığı sorusu bazılarımızın aklına gelebiliyor...