İçeriğe geç

Müslümanın soru sorup bunlara cevaplar araması ayrı mesele, bunları kavraması ayrı bir meseledir. Bu ikincisi, tamamen tetkik ve araştırmaya bağlı bir konudur. On dört asırdan beri, o asırlarla alâkalı hatta birkaç asır sonraki devirlerin dertlerine derman havi kitaplar yazılmıştır. Bu kitapların bazıları kendi devirlerini aşamamış ve eskilerde kalmıştır ki, işte bu durum bizim tedennimize sebebiyet vermiştir. Bir taraftan içimizde aşk, vecd ve heyecan sönerken, diğer taraftan Batı’nın teknolojisinin hayranı ve esiri hâline gelmişizdir. Evet onlar, devrin meselelerine uymaya çalışırken bizler eski felsefe meselelerini cevaplandırmaya çalışmışızdır.

İşte bu durum şunu göstermektedir: Biz, gelişen dünya şartlarından habersiz başka bir dünyada, devrimizin insanları başka bir dünyada yaşamaktadır. Oysaki yaşanan dünyaya bakmadıktan sonra ciddî mânâda Kur’ân’ın ruhuna da ıttıla mümkün olmayacaktır. Kur’ân kendi kamet-i kıymetine uygun anlaşılamayacaktır. Bu itibarladır ki, Müslümanın karşısına çıkan meseleler, hiçbir zaman bitmeyecektir. “Bitirdik, rafa koyduk.” meselesi bizim için hiçbir zaman mevzuubahis olmayacaktır. Çünkü yarın daha başka meseleler ortaya çıkacaktır. Hz. Ali, “Evlâtlarınızı kendinizden sonraki devre göre yetiştirin.” demektedir. İşte bu, düşünen, ilim yapan insanların işi olacaktır. Onlar çağlarını okuyacak, düşünecek, düşündürecek ve yığınların şaşkınlık yaşamalarına meydan vermeyecektir.

***

İnsan okuyup düşündükçe karşısına bir kısım istifhamlar (sorular) çıkabilir. Bu gayet tabiî ve fıtrîdir. İnsan, bu istifhamların cevabını araştırmalı, bunlara cevap vermeye çalışmalı, üstesinden gelemediği hususları da ehline havale ederek onlardan cevap almaya çalışmalıdır. Aynı zamanda bu, Kur’ân’ın emridir. Cenâb-ı Hak, bilinmeyen şeylerin, işin erbabına, o sahada ihtisas yapanlara sorulması gerektiğini bildirmektedir.2

6