Elbette ki, cemaate bir şeyler vermek, onları bazı meselelerde aydınlatmak için bu tek çare değildir. Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) tertemiz gönüllere yeni yollar ilham edeceği ana kadar müsaadenizle bunu deneyelim. Hizmet ve irşadda “Şu yolu da deneyelim.” diye teklifte bulunulursa –inşâallah– o yolu da deneriz. Genel anlayışım açısından hak ve hakikatin kabul edileceği ve sinelerde mâkes bulacağı her yerde bu mevzuları anlatmaya kendimi mecbur hissediyorum. Gerekirse kahvehanede, sinema ve tiyatro salonlarında da bu hususların anlatılması gerektiğini düşünüyorum.
Son bir husus olarak şunu da hatırlatmakta yarar var: Camiye gelmek çok mühim bir meseledir fakat her şey demek değildir. İslâmî hayat bir bütündür. Eğer bir mü’min camiye geldiği hâlde onun aile hayatında rahneler (gedikler, yarıklar, bozukluklar) ve boşluklar var ise, o mü’minin Müslümanlık hayatında da bir kısım boşluklar var demektir. Bu sebeple mü’min, doğrudan doğruya ibadet ve dinî hayatla alâkalı meseleleri bilip öğrenmesi gerektiği gibi hayatın diğer sahalarına ait meseleleri de öğrenme durumundadır. Bundan dolayı sorulan soruların çeşitli ve farklı sahalarda oluşunun anlayışla karşılanacağını ümit ediyorum.
Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz merhametinden ümit edilir ki, bu faaliyetimizle, kendi çapımızda camilere eski fonksiyonunu kazandırır ve اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ“Sebep olan, yapan gibidir.” sırrınca bir kıtmir, bir mücrim olarak kendi günahlarımıza keffaret vesilesi bulmuş oluruz.
***