Evet, meselelerimizi götürüp erbabına arz edememe, kütüphanelerden uzak kalma, kitap okumama bizim büyük dertlerimizdendir. Bu cemaatin yüzde seksenine kitap okutma, düşündürme ve bu kabîl meseleler arkasından koşturma çok önemlidir ve inşâallah bu sayede bir iki nesil sonra, içi-dışı, kalbi-kafası münevver bir cemaat yetişmiş olacaktır.
Bu itibarla, sizden de rica edeceğim, meseleleri sadece burada dinlemekle bırakmayalım. Burada cevap mahiyetinde arz edilen şeyleri de kâfi görmeyin. Esasen bunu kâfi görüp sorulan konuları derinlemesine incelememe dûnhimmetliktir. Öyle ise mümkün olduğu nispette siz de araştırırsanız; –inşâallah– bu sayede daha cazip, daha cedit, –Frenkçe ifadesiyle– daha orijinal cevaplar bulabilirsiniz.
***
Devamlı değişen ve tebeddül eden bir dünyada yaşadığımız için hâdiseler karşımıza daima değişik şeyler çıkarmaktadır. Bugünün meselesi, yarının meselesi olmadığı gibi yarının meselesi de bugünün meselesi olmayacaktır. Bu nokta-i nazardan her Müslüman, “Benim artık öğrenmeme gerek yok, ben her meseleyi öğrendim ve işimi bitirdim.” dememelidir. Çünkü Müslümanın işi hiçbir zaman bitmeyecek, o, öğrenmesi gereken şeyleri tam mânâsıyla hiçbir zaman öğrenemeyecek ve halletmesi gereken meseleleri de bitamamiha hiçbir zaman halledemeyecektir. Bu, yanlış ve çarpık bir anlayıştandır; yakın tarihimizde Müslümanlar, “Her şeyi hallettik.” demiş, devrin hâdiselerinin gelişmesine kulak verememiş, hâdiseleri yeniden yorumlayamamış; bunun için de, içinde yaşadığı dünyadan habersiz kalmış, içinde yaşadığı dünya sürekli gelişip yenilenirken, o çok gerilerde kalmış ve birkaç düzine eski şeyi tekrarla meşgul olmuş…