Sorular, daha çok içtimaî bünyemizin umumî durumuna tercüman olarak geliyor. Başka memleketlerde halkın içtimaî seviyesi az çok birbirine yakındır. Oralarda, ne olabildiğine farklı bir kültür seviyesi, ne de cehalet vardır. Az çok herkes, yazılıp çizilen şeyleri anlayabilmektedir. Ne var ki, Türkiye, bazı konularda aşması gerekli olan hususları henüz aşmış değildir. Memleketimiz, hiçbir şey bilmeyen insandan, diğer memleketlere gittiğinde imparator gibi karşılanabilecek çapta büyük ve seviyeli ilim adamlarının arasında mütalâa edebileceğimiz mütefavit (farklı) derecede çeşitli insanların bulunduğu bir ülkedir. İçimizde belki Avrupa’da dahi o seviyede rastlayamayacağımız kadar ilim adamı bulunduğu gibi, orta seviyede yazılan kitapları anlamayacak kadar kitap, ilim, kültür ve fikir hayatından mahrum kimseler vardır. Esasen bu, diğer bazı ülkeler için de söz konusudur. Cenâb-ı Hak, yeniden İslâm’a yönelme duygumuzu böyle de tetiklemiş olabilir. Evet, birkaç tokat yedikten sonra bu merhaleyi –inşâallah– aşacağımız ve çok parlak seviyede her şeyimizle yeniden dirileceğimiz ümit edilebilir.
Gelen sorular umumiyet itibarıyla çok geniş alanlı geliyor: Bazen ilâhiyata, bazen fünun-u müsbeteye (pozitif bilimler) ait en mûdil ve en muğlak meseleler geldiği gibi, bazen de çok basit avamî meseleler sorulabiliyor. Bunların hepsini hoş ve güzel görmek icap ediyor. Çünkü hepsi de halkın yapısına tercüman. Ben, halkın yapısına tercüman olan bu soruları saygıyla karşılıyorum. Temenni ve arzum o ki, umum cemaat de saygıyla karşılasın. Başından aşkın meseleler kendisine anlatılan kardeşlerimiz kat’iyen bilsin ki, bu cemaat içinde o meseleyi soru hâlinde tevcih eden kimseler de vardır. Ayağının dibine dahi ulaşmayan soruları gören kardeşlerimiz de kendini çok büyük görmesin. Bilsin ki, bu cemaat içinde böyleleri de bulunuyor.