İçeriğe geç

yamaçlarında pervaz eder ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) رَضِينَا بِاللّٰهِ رَبًّا“Biz, Rab olarak Allah’tan razıyız.” ifadelerini terennümde bulunur ve sürekli sekîne ve itminan soluklar. Bu mısralar, aynı zamanda “Allahım! Her tasarrufuna razıyız.” anlamına da gelmektedir. Daha sonra insan zamanla bu makamın üstünde öyle bir ufka ulaşır ki, gayri onun her hâl, hareket ve sözleri çevresindekilere devamlı Allah’ı hatırlatır. Aslında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) işte bu makamı temsil etmektedir. Nitekim كُلَّمَا سَجَدَ يَتَجَلَّي اللّٰهُ فِيهِ “O (sallallâhu aleyhi ve sellem) ne zaman secde etse O’nda ‘bî kem u keyf’ Allah tecellî ederdi.” sözü bu hakikati ifade etmektedir. Bu hâl, vicdanla sezilebilecek, his dünyasıyla duyulabilecek ve latîfe-i rabbâniyeyi inkişaf ettirmekle fark edilebilecek bir ufuktur.

Vicdan ve nefis gibi hâsseler, bir yönüyle mücerret mânâlar olduğundan insan bunları ancak seyr-i ruhanîsi ile sezebilir. Bunların inkişaf etmesi de kişinin ameliyle mümkündür. Onun için bu meselenin gerçek vuzuh ve inkişafını, insanların kendi sa’y ve gayretleri neticesinde, kendilerinde meydana gelecek olan inkişafa bırakmak gerekmektedir.

8