Eğer soruda anlatılmak istenen bu ise, evvelâ şunu ifade etmeliyim ki, bu dünya imtihan dünyasıdır. Bazı kimseler fakir olarak doğar, bazıları eğitim imkânlarından mahrum bulunur, bazıları da toplum için faydalı biri olabilme zeminini bulamaz… Bu, kaderi ilgilendiren bir husustur. Cenâb-ı Hak bir kısım kimseleri böyle yaratır: Evet, kimileri öyle olur, kimileri böyle olur. Sebeplerini bilelim-bilmeyelim bir kısım esbaba binaen bazı insanların haklarında böyle fetva verilmiştir. Bu esbap, genelde fert ve toplum olarak o milletin suitaksiratı ve iradesini suiistimal etmesi neticesinde olabileceği gibi, bilemediğimiz bir sırla beşerin salahı, sulhü, emn ü emanı için onlar hakkında Cenâb-ı Hakk’ın da bir takdiri olabilir. İsterseniz her iki yönüyle de bunu biraz daha açalım.
Bugün bir kısım kimseler fakr u zaruret içindedirler. Bu durum bir kısım fertler, kabileler, cemaatler ve aileler için mukadder olduğu gibi milletler için de olabilir. Meselâ Türk milleti fakirdir. Şimdi bunu değerlendirirken bu milletin büyüklerinin ve onu bu hâle getirenlerin suitaksirini nazara almadan, meseleye sadece Allah’ın verdiği fetva açısından bakacak olursak, yanlışlıkla kaderi tenkit etmiş ve başımızı örse vurmuş oluruz. Acaba bu milletin böylesine perişan hâle düşmesine ve sefilleşmesine sebebiyet veren şey, sadece Cenâb-ı Hakk’ın onların haklarında verdiği fetva mıdır, yoksa bu milleti bu hâle getiren âbâ u ecdatlarının cehaleti, maarif yuvalarının yetersizliği ve idarecilerin aczi gibi bu vasatı hazırlayan kimseler midir? Biz ikinci şıkka hiç tesir hakkı vermeden sadece meseleyi birinci şıktan ele alacak olursak dinsizlerin iddia ettiği gibi –hâşâ– Cenâb-ı Hakk’a adaletsizlik isnat etmiş olur ve meseleyi tam teşhis edemediğimizden sürekli bocalar dururuz.