İçeriğe geç
“Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde; Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde. Bak hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret; Bul Sâni’ini ol âna mihman gecelerde.
Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gafil, Ko gafleti dildârdan utan gecelerde. Az ye, az uyu, hayrete var, fâni ol andan Bul bekâ ol âna mihman gecelerde.”

Ve sözlerini;

“Ey Hakkı! Nihan aşk oduna yan gecelerde.” mısraıyla noktalar.

Görüldüğü gibi eşyanın melekût cihetine vâkıf olma, insanlığın irşadıyla yakından alâkalı. Aslında bu; “Kulum Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir zira’ yaklaşırım, o Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim.” kudsî hadisi zaviyesinden de değerlendirilebilir.

Evet, insanlığın kurtuluşu mesajıyla gelen Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendi iradesiyle –çerçevesi her ne ise– Allah’a yaklaşmaya azmetmiş, Allah da kendi azamet ve rahmetinin enginliği ölçüsünde O’na yaklaşmıştır. Ama burada dikkat edilecek bir husus var ki, o da, her zaman insanlığın kurtuluşunu arayan Allah Resûlü bunu, ötelere açılmakta ve eşyanın melekût cihetine ıttılada aramış; aramış ve onun için de her gece, ayrı bir gece yolculuğuyla hep Allah’a (celle celâluhu) yürümüştür. O, her işinde olduğu gibi, bu konuda da yapması gerekli olanı yapıyordu. Evet madem O’nun yükü herkesten fazlaydı, öyleyse O her gece ayrı bir “isrâ” yaşamalı ve Kur’ân’ı da hem duya duya hem de doya doya okumalıydı…

7