Evet, bunu anlayamıyorlardı. Zira Efendimiz’in mübarek beyanına akseden her şey, feyz-i akdesten gelen esintilerdi. Bu esintiler, O’nun ruhuna çarpıyor ve beyanında nurdan kelimeler hâline geliyordu. Aynı zamanda O’nda çok engin bir muhteva zenginliği de vardı. Bir gün Allah Resûlü, bu muhteva zenginliğini en tatlı, en çarpıcı ve en ölçülü kelimelerle ifade ederken, sözden çok iyi anlayan Hz. Ebû Bekir, hayran hayran Efendimiz’in yüzüne bakmış ve “Seni bu seviyede terbiyeye kim ulaştırdı? Seni böylesine kim olgunlaştırdı?” mefhum ve mânâsına gelen مَنْ أَدَّبَكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ demişti. Bu soru karşısında Allah Resûlü fahirlenmemiş, konuyu sağa sola çekmemiş, o sadıklardan sadık sıddık dostu Hz. Ebû Bekir’e şöyle cevap vermişti: أَدَّبَنِي رَبِّي فَأَحْسَنَ تَأْدِيبِي“Beni Rabbim edeplendirdi; hem en güzel şekilde edeplendirdi.” Efendimiz bu sözleriyle, hem kendisine ait güzellikleri inkâr edip nankörlüğe düşmüyor –nankörlük O’ndan serâ-Süreyyâ farkıyla uzaktır– hem de o mazhariyetiyle fahirlenmiyor ve onu Allah’a havale ediyordu. Bu, üzerinde durduğumuz konunun bir yanını teşkil etmektedir.