İçeriğe geç

Burada bir hâtıramı naklederek mevzuu daha da müşahhaslaştırmak istiyorum. Hacda bulunduğumuz günlerde, bir arkadaşımla birlikte Kâbe’nin mahfilinde bulunuyorduk. Kâbe’nin yanındaki minberin üzerine bir anda örtülmüştü ki, Kâbe’nin etrafa mehâbet gamzettiği böyle bir atmosferde, üstüne andanın da örtülmesiyle o minber, şeâirden bir nesne gibi dimdik duruyor ve gayet heybetli görünüyordu. O esnada içime doğan duyguları “İster misin bu haliyle minberin şu meçhul, müphem ve muğlak görünümünden dolayı birisi gelsin de, ona elini sürsün ve sonra oraya bir el sürme faslı başlasın.” diyerek arkadaşıma bir tahminimi arz ettim. Ben daha sözümü bitirmemiştim veya birkaç saniye geçmemişti ki, oradakilerden birisi gelip andaya elini sürdü; sonra da onunla yüzünü-gözünü sıvazladı. Onun ardından birdenbire o minber, tavaf edilecek yerlerden birisiymişçesine takdise başlandı; öyle ki, oraya gelen herkes önce onu sıvazlıyor, sonra da elleriyle yüzünü-gözünü.

Oysaki o kudsî mekânlarda Allah’ın emrettiği belli mânâlar ifade eden şeylere karşı yine Allah’tan ötürü saygı duymak gerekir. Hatta bunlar bile, birer imtihan vesilesi olarak değerlendirilebilirler. Hac esnasında mânâsını ruhumda tam duyamadığım şeylerden birisi de “şeytan taşlama” hâdisesidir. Orada herkesin şeytanı temsil eden taşa taş attığını görünce, elimdeki taşları teker teker ben de oraya doğru fırlattım. Fakat kafam, akıl ve mantık çerçevesinde düşündüğünde bu türlü şeylere “evet” demeyeceğinden orada ruhumu saran duygularımı dile getirdim ve “Rabbim ben tamamen Sana teslimim; bunu da Senin için yapıyorum.” dedim.

3