İçeriğe geç

Yahudilerin sekînesi ise, –Kur’ân-ı Kerim’de işaret edildiği üzere– hep, “Tâbut” (sandık) içinde götürülüyordu.8 Ancak, sekîneye vesile bu tabutun içinde ne olduğu da tam bilinmemektedir. Bazıları onun içinde, Hz. Yusuf’tan kalma hatıralar, başka peygamberlerden kalma değerli eşyalar, peygamberlerin resimleri veya Tevrat parçalarının bulunduğunu söylemekte ise de, anladığımız kadarıyla, tabut içinde bulunan objeler birer perde idi; asıl o mahfaza derûnunda İsrailoğulları’na moral kaynağı olacak “sekîne” vardı. Kanaat-i âcizânemce bu da, bazı hârika şeylerin zuhûru için esbabın perdedarlığı gibi bir şeydi. Yani nasıl ki, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek parmaklarına dökülen bir miktar su, koca bir deryaya kaynak olabilecek mahiyete dönüşüyordu; öyle de, tabutun içindeki nesneler, Cenâb-ı Hakk’ın harikalar yaratması için perde türünden birer malzemeydi. Ama konu İsrailoğulları olunca bu, fizikî dünyada bir tabut ve içindekiler de, esrar ifade eden bir kısım metafizik buudu olan aksesuar şeklinde tezahür etmişti. Bunun da, o cemaatin karakteristik yapısıyla derin bir alâkası vardı. Evet, insanlar bazen bir kısım inhiraflarla Allah’ı bile fizik dünya içinde, tıpkı herhangi bir nesne gibi tasavvura kalkıştıklarından, Hz. Musa’ya (aleyhisselâm) لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً“Allah’ı bize göster, eğer O’nu bize göstermezsen sana inanmayız.”9 diyebiliyorlardı.. يَسْأَلُكَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَۤاءِ فَقَدْ سَأَلُوا مُوسٰۤى أَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُۤوا أَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً“Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan, bundan daha büyüğünü istemişler, “Allah’ı bize açıkça göster!” demişlerdi…”10 âyeti de bunun bir başka versiyonunun ifadesidir. Bu âyet, böylelerinin, bütünüyle bedene, maddeye ve fizikî dünyaya kilitlenmiş olduklarını ne güzel gösterir!.. Elbette ki, bu anlayışta olan kimselere inecek sekîne Üseyd b. Hudayr’a (radıyallâhu anh) gelen veya Bedir’dekilere inen ya da İnsanlığın İftihar Tablosu’na nâzil olan sekîne gibi olmayacaktır; zira bu her şeyden önce onların karakterlerine uygun değildir. Böylesine maddeci bir topluma peygamber olarak gönderilen Hz. Mesih (aleyhisselâm), onların maddeye endeksli düşüncelerini belli ölçüde tadil edip bir ölçüde onları Müslümanlığa hazırlamış; Nebiler Serveri ise, madde ile mânâ arasındaki dengeyi tam tesis eden düşünceleriyle insanlığı daha ileri ufuklara yönlendirmiştir. Bu meseleyi peygamberlerle alâkalı yönüyle ele alacak olursak, –Allahu a’lem– Hz. Mesih, mânâ ağırlıklı mesajlarıyla kendi döneminin; Hz. Musa da risaletinin hususî televvünü ile kendi devrinin peygamberi idi.. evet her peygamberin, genel durum ve kavminin özel durumu itibarıyla kendi üslûbunu kullanması gerekir. Aksi takdirde, meselâ İsrailoğulları, kendi anlayışlarından uzak, mânâ eksenli mesajları yadırgar ve Hz. Mesih gibi birini dinlemezlerdi. Kaldı ki, belli bir dönemde, Hz. Musa’nın terbiyesi ile bir hayli mesafe almış insanlar bile; “Benim size söyleyecek daha çok şeyim var, ama onları, Faraklit (Nebiler Serveri) geldiğinde haber verecek.” diyecek kadar, söyleyeceği her şeye dikkat eden ve fevkalâde bir temkin ve tedbir insanı olan Hz. Mesih’in mesajları karşısında onu öldürmeye teşebbüs etmişlerdi.11

184