İçeriğe geç

Meselâ, bu duygulardan şehvet, insanın meşru yollarla tatmini ve neslin çoğalması için verilmiştir. Dolayısıyla onun, bir taraftan bu duyguya tamamen inhimâk etmek gibi bir ifrattan, diğer taraftan da bütün bütün tecerrüt gibi bir tefritten kaçınması ve orta yolu bulması gerekir ki, o da meşru çerçevedeki zevklerle yetinip, gayr-i meşru isteklere karşı tavır almakla olur. Keza ona, inat duygusu hakta sebat için; hırs duygusu da dünyayı imar için verilmiştir. O, bütün duyguları yerli yerinde kullanabildiği takdirde aşırılıklara sürüklenmeden istikamet içinde kalabilecektir. Bu hususta diğer önemli bir âmil de, insanın kendi kültür ve terbiye anlayışıdır. İnsan, duyguları pes şeylerden uzak olduğu ölçüde insandır. Zaten terbiye deyince de, bedene yönelik terbiyeden çok, duygu ve düşüncenin terbiyesi akla gelmektedir. Evet, hepimizde nefis vardır; bu yüzden de iltizam ettiğimiz bir şeye karşı daha fazla alâka duyup, alternatif düşüncelerden rahatsız olabiliriz. İşte bu tür rahatsızlıkların her hissedilişinde insan, اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ“O takva sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler..”4 âyetini esas alıp; “Madem bu insanlar bizim insanımıza hizmet veriyor; ve diğer taraftan Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz bir, Kâbe’miz bir.. binlerce bir’de müşterekiz. Ve madem berzahta, mahşerde, sıratta ve –inşâallah– Cennet’te beraber olacağız; o hâlde onlara karşı kin duymamız doğru değildir.”5 diyerek bütün olumsuzlukları kendi enginliği içinde eritebilir. Bu mantık ve bu anlayışıyla hareket edip, hissiliğimizi yendiğimiz oranda, bağrımıza basamayacağımız kimse kalmayacaktır.

3