İçeriğe geç

İkinci bir taktik de, Hz. Musa’nın (aleyhisselâm), insanların toplanma zamanı olarak bayram günü kuşluk vaktini seçmesiydi. Yani etraftan sihirbazların geldiğini ve bir düello yapılacağını duyan herkes oraya, uykusunu almış, dinlenmiş olacak bir şekilde geleceklerdi. Bu mevzuda Hz. Musa’nın taktiği çizgisinde olan Abdullah İbn Hüzafetü’s-Sehmi (radıyallâhu anh), esir düştüğünde, bir papazın kendisine mühlet vermesi ve Hristiyanlığa davet etmesi üzerine ona şöyle der: “Aziz peder, bana üç dakika mehil verdiğinden dolayı sana çok teşekkür ederim. Çünkü bu üç dakikalık zaman içinde sana hak din olan İslâm’ı anlatırsam, ölsem bile gam yemem.” Evet, işte böyle bir stratejinin gereği olarak, ihtimal Firavun, Hz. Musa’yı dinlemeyecek ve O’na karşı bazı taşkınlıklar yapacaktı, ama bu hâdise, geniş çapta bir fethe sebep olacak ve bir yâd-ı cemil olarak kalacaktı.

Bir üçüncü husus da sihirbazlar, o dönemin entel sınıfını teşkil ediyorlardı. Dolayısıyla Hz. Musa (aleyhisselâm), kendi döneminin elit sınıfını yenmekle işe başlıyordu ki, gerisi gelecekti.. bu tıpkı Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şairleri yenmesi gibi bir şeydi. Elindeki âsâ, bir mucize ifadesi olarak kocaman bir ejderha halini alıyor ve sihirbazların büyülü ip ve sopalarını bir anda yutuveriyor. Bunun üzerine de bütün sihirbazlar, kendilerini secdeye atıp, اٰمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسٰى“Biz Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik.”3 diyorlardı. Onlar bu şekilde secde edince oradaki insanlarda da bir intibah hâli hasıl oluyordu. En azından bir tereddüt ve şüphe kapısı aralanıyordu. Hz. Musa da, rahatlıkla o kalbleri eline alıyor, bal mumu gibi yoğuruyor ve şekillendiriyordu. Çünkü artık küfr-ü mutlak kırılmıştı.

7