Bu meselede de ashab-ı kiram yine zirveleri temsil etmektedir. Nitekim “Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker.”4 âyeti nazil olunca, sahabe âdeta şok olmuş ve bu âyetin tesiri altında kalmıştı. –Zira beşeriyet icabı zaman zaman onların da kalblerinden bir duygu olarak mâlâyâniyata ait şeyler geçebiliyordu– Daha sonra Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna geldiler ve “Ey Allah’ın Resûlü! Namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle mükellef idik. Şimdi ise bu âyet indirildi. Hâlbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek. Her birimiz, bazen gönlünden öyle şeyler geçiriyor ki, dünyaları verseler bunların kalbinde bulunmasını arzu etmez.” dediler. Efendimiz ise onlara: “Siz de, sizden önceki Kitap Ehli gibi, ‘Duyduk ve karşı koyduk’ mu demek istiyorsunuz?” buyurdu. Sahabe ise, “İşittik ve itaat ettik.” diyerek, tazarru ve niyaz ile Allah’a dua dua yalvarmaya başladılar.
İşte bundan sonra “Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.”5 âyeti nazil oldu. Her ne kadar bu âyet, birinci âyeti neshederek, güçlerinin yetmediği ve ellerinde olmayan şeylerden dolayı mü’minlerin hesaba çekilmeyeceklerini bildirmişse de, böyle bir ufku temsil eden hassas ruhların, feyizli dimağların ve lâhûtî kalblerin her zaman ve her asırda olması gerektiği de şüphe götürmez bir gerçektir.
İkincisi, fena bir fiil yapmaya karar verip daha sonra da, “Ben bu kötü fiili yapmamalıyım. Çünkü bu, Rabbime karşı bir su-i edeptir.” diyerek ondan vazgeçen insanın mertebesidir. Bu durum, Yüce Yaratıcı’ya iman ve itminan ile lebâleb dolu bir kalbin görüntüsünü aksettirir. Zira fiil planına gelmeden, anında müdahale edilerek yanlışlığa meydan verilmemiştir.
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/284.
- 5 Bakara sûresi, 2/286.