Bir başka yaklaşım da şudur: Belki ben böyle çok kâmilâne bir ubûdiyet mülâhazam içinde ve tam bir kul olma şuuruyla Rabbimin huzurunda duruyorum ama, bu meselenin bana ait yanları çok su götürür ve kim bilir ne kadar eksiklerim var..?
Burada önemli ayrı bir husus daha var ki o da kim ne kadar derin kulluk yaparsa yapsın, Allah’ın buna ve bunun çok üstünde istihkakının olduğudur. İşte insanın vicdanında bunu duyması kullukta kemalin bir başka buududur.
Rükûda benzer mülâhazalarla rükûu gerçekleştirme.. ve bu bana ne kadar yakışıyor, her şeyin karşında iki büklüm olması da Sana ne kadar yakışıyor… Keza secde de bana ne kadar yakışıyor ve Sana ne kadar muvafık… ve diğer rükünlerde de aynı mülâhazalar.
Bunun, küçük bir emaresi de var; başını secdeye koyduğun zaman, başını kaldırmayla da memur olduğundan dolayı kaldırmaya yönelme hissiyle ancak kaldıracaksın. Yoksa hiç de başımı kaldırmak içimden gelmiyor. Eğil diyorsun, eğiliyorum; eğiliyorum ama, gerçekten eğilmesi gerekli olan Zât karşısında bir durumsa şayet bu, işte burada sonsuza kadar durulur. Fakat ne yapayım ki, Sen başını kaldır diyorsun, ben de ona uyarak kaldırıyorum. Aynen Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namazdan kerhen ayrılıp hanımlarının yanına kerhen gitmesi gibi.
Allah Resûlü’nün şu mübarek sözleri de bizler için yakalanması gereken bir hedeftir: “Sizin cismaniyetiniz ve bedeniniz itibarıyla hemcinslerinize karşı duyduğunuz şehveti ben, namaza karşı duyuyorum.”