İşte bu incelik, Seyyidinâ Hz. Mesih’in konumunu anlama bakımından çok önemlidir. Hz. Mesih, Yahudi maddeciliğini tadil etme misyonunu yüklenmiştir. Böyle bir misyonla gelen insanın, bu misyonu gerçekleştirebilecek donanımla gelme zarureti vardır ki daha dünyaya teşrif buyuracağı zaman o, çok iyi bir yuvada neşet etmiştir. Onu yetiştirme mevzuunda Hz. Meryem ölçüsünde başka bir kadın göstermek mümkün değildir. Kur’ân, değişik âyetlerinde Hz. Meryem’in karakterini ifade eden kelimeleri yerli yerinde kullanarak onun hususiyetini vurgulamaktadır. Bu yüce kadın, iffetine o kadar düşkündür ki, meleğin karşısında bile müthiş bir ürperti yaşamıştır.
Hz. Meryem’in annesi, “Allahım, bana bir çocuk verirsen onu mâbede adayacağım.”3 diyerek bir adakta bulunmuş; ancak çocuk kız olarak doğunca, teessür içinde bu kutlu anne, “Ben erkek çocuk bekliyordum ki onu mâbede adayayım.”4 demiş, ne var ki, çocuk doğmadan önce mâbede adandığı için mâbedde bırakılmıştır. Seyyidetina Hz. Meryem, mâneviyatla lebâleb bir şekilde ilâhî vâridâtları iliklerine kadar teneffüs edeceği böyle bir metafizik ortamda neşet etmiş ve daha sonra da, farklı bir misyon için gelen Hz. Mesih’e yine sebepler üstü bir şekilde hamile kalmıştır.
Hulâsa, Hz. Mesih, hayatı böylesine sebepler üstü ve harikulâdelikler içinde cereyan eden bir anneden dünyaya gelmiş ve tamamen bir ruh insanı olarak Cenâb-ı Hakk’ın himayesinde ve sıyanetinde büyümüştür. Zira onun karşısında, senelerden beri devam eden maddeciliği, tamamen bir din hâline getiren ve yıkılması, yenilenmesi, değiştirilmesi çok zor olan bir toplum vardı ve o, hayatı boyunca böyle bir toplumla mücadele etmişti.
Dipnotlar
- 3 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/35.
- 4 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/36.