Bu türlü durumlarda her şey müşâhede öncelikli olur ve vâki, biraz geriye çekilir. Peygamberler eşya ve hâdiseleri müşâhede ettiklerinde her şeyi apaçık görmektedirler. Ne var ki, burada bir de “tenezzül” vardır. Tilmizlerinin durumu nazara alınınca, onlar için tenezzülât-ı ilâhiye olduğu gibi, tenezzülât-ı nebeviye, hatta tenezzülât-ı Rabbâniye veya tenezzülât-ı irşadiye de olabilir.
Sâniyen, âlem-i misale akseden hakikatler, Levh-i Mahv ve İsbat hakikatinden birer gölgedir. Yani günümüzde her ferdin teker teker veya milletlerin millet olarak yaşadıkları olaylar, bir âlemde sinema şeridi gibi değişik şeylere kaydedilmekte ve bunlar, âlem-i misale aksetmektedir. Velilerin genel müşâhedeleri, Levh-i Mahv ve İsbat’a göre bir müşâhededir. Onlar, hakikatle alâkalı bir gaybî haberi görüp, gaibâne haber vermekten daha ziyade, Levh-i Mahv ve İsbat’la alâkalı mevcut bir gerçeği ifade etmektedirler. Levh-i Mahv ve İsbat’la alâkalı bu gerçeklere muttali olanların, tıpkı suyun içine sokulan bir çubuğun, güneşin şuaları karşısında kırık görülmesi gibi, âlem-i misale intikal ederken büyük ölçüde kırılma görmeleri her zaman mümkündür. Çünkü orada müşâhede, vâkiin önüne çıkmaktadır.