Keşke, bu mevzuda yetişmiş, mahir Kur’ân hafızlarının insanı coşturan Kur’ân nağmelerini neslimize dinletebilseydik!.. İhtimal, bu sayede onları başkalarının cızırtılı seslerinden kurtararak Kur’ân’ın mûsıkî, mânâ ve mahiyeti etrafında bir araya getirmiş olurduk.
Zaman zaman yaptığımız tarif ve tasvirlerde, Kur’ân âyetlerindeki eda, ton ve mûsıkîyi nazar-ı itibara alarak, onlardaki âhengi ifade etmek için, “Tıpkı şiir gibi” ifadesini kullanmışızdır. Aslında bu “dîk-i elfâz”dan kaynaklanan, yani Kur’ân’daki güzelliği, bediiyyatı ve inceliği ifade için daha güzel bir benzetme bulamadığımızdan dolayı kullandığımız bir tabirdir. Böyle bir benzetme ile hata etmiş de olabiliriz. Hata ise, Allah cürmümüzü affetsin.
Kur’ân-ı Kerim, beşer karihasından akan ve belli kalıplar dahilinde dile dökülen manzum söz ve şiirden fersah fersah uzaktır. Bunu da, bizzat Kur’ân kendisi söylemekte ve “Biz, O’na (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) O’na yakışmaz da. (O’na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.”15 buyurmaktadır.
Bütün özellikleriyle şiirin, beşerî idrakin dar kalıplarına hapsolmuş, tabiat kaynaklı, his kaynaklı söz dizilerine münhasır olmasına karşılık Kur’ân, hiçbir zaman, şiirdeki veznin ve kafiyenin esareti altına girmemiş ve belli ölçülere tâbi kılınmamıştır. Âyetler, bir yönüyle tıpkı gökteki yıldızlar gibi, kendi daireleri içinde serbesttir. Her yıldız, kendi kümesine ait bir eleman olmakla birlikte, tek başına da parıldamaktadır. Âyetler de, her biri kendi iç nizamına bağlı bulundukları kadar, müstakil ele alındıklarında da müstakil ve serbest mânâlar ifade edebilmektedirler.
Dipnotlar
- 15 Yâsîn sûresi, 36/69.