Şâyân-ı dikkattir, âyetlerdeki medler (harflerin çekilmesi) dahi, muhteva ve mânâya iştirak etmektedir. Cehennem ehlinin orada ebedî kalacakları ifade edilirken فِيهَۤا kelimesinde medd-i munfasıl olduğundan sonu çekilmekte ve âdeta uzun bir zamanı ifade etmektedir. أَحْقَابًا kelimesi de zaten ebediyete işaretle Cehennem ehlinin orada ebedî olarak kalacaklarını vurgulamaktadır.
Burada, mânâyı destekleyen ses, ton, âhenk, mûsıkî ve uzatmalar tam yerli yerinde ve birbiriyle âhenk içindedir. Aslında Kur’ân’ın tamamında bu özelliğin var olduğu söylenebilir. Evet, onda, kulak tırmalayıcı tek kelime bile bulunmaz ve her kelime hatta her ses, ulvî bir armoniden yükselen ses dalgaları gibidir.
Kur’ân, Cehennem ehline ait tabloları sunmanın hemen ardından terğib u terhib ve inzar u tebşir esprisine bağlı olarak Cennet ehline ait mazhariyetleri de arz eder. Böylece o, âdeta insanın içine nüfuz ederek onun arzu ve heyecanlarına tercümanlık yapmakta ve onları harekete geçirmektedir.
“Takva sahipleri için de bir başarı ödülü vardır. Bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve dolu kadeh(ler).”8
Kur’ân, burada da muttakilerin Cennet’e gireceklerinden ve orada sahip olacakları nimetlerden söz eder ki, o yüce üslûbuyla bâtılı tasvire girmeden, her şeyi insan fıtratına uygun bir keyfiyette dile getirir. Onun bu tasvirinden sonra insanın Cennet’e olan iştiyakı artar ve bir daha da çıkmamak üzere hemen oraya girmek ister.
Dipnotlar
- 8 Nebe sûresi, 78/31-34.